Bayramla Gelen Yeni Yıl


64 yılın ardından bu sene de Kurban Bayramı ve yılbaşı aynı zamana denk geldi. Yeni bir yıla bayram sevinci içinde girmek her zaman karşılaşılabilecek bir şey değildir. Ancak ömürde bir kere görebilirsiniz.

Bayram; sevinç demektir, mutluluk demektir, bayramlaşma demektir. Kırgınlıkların unutulması, dargınlıkların düzeltilmesi, küslüklerin bitirilmesi demektir. Sevinç, ancak sevilenler yanında yaşanır. Sevilenler uzaktaysa onların özlemi ve hasreti, gurbetin hüznü daima bayram sevincine galebe çalar.

Bayram, tatil demek değildir bence. Aynı zamanda bayram, çılgınlarca eğlenmek, alışveriş merkezlerini boşaltırcasına alışveriş yapmak, tatil köyleri veya turizm merkezlerinde vakit geçirmek de olmasa gerek.

Bayram; gerek akrabalık, gerek arkadaşlık, gerek komşuluk ve gerekse de sosyal bağların kurulması ve güçlenmesi için kaçırılmayacak fırsatlardır. Uzun zamandır gidemediğimiz, göremediğimiz akrabalarımızı, arkadaşlarımızı, komşularımızı görebileceğimiz, bir araya gelebileceğimiz, hasret giderebileceğimiz, dertleriyle dertlenip mutluluklarına ortak olabileceğimiz ve bağlarımızı güçlendirebileceğimiz zamanlardır bayramlar.

Okumaya devam et

Afetler ve Teknoloji


Geçtiğimiz günlerde güneydoğu bölgemizde 39 kişinin ölümüne yol açan bir sel felaketi yaşadık. Sel gelip yıktı geçti ama ardından tartışması hiç bitmedi. 2006 yılında bile bu kadar insanın ölümüne sebep olan bir felaket yaşanması tartışmaları haftaya damgasını vurdu. Kimi bunun bir doğal afet olduğunu ve yapacak bir şey olmadığını söyledi, kimi ise önlenebilecek şeyler için hâlâ boşuna insanların öldüğünü söyledi. Sonuçta önlenebilecek olsa da olmasa da maalesef 39 kişinin hayatına mal oldu bu olay. Tüm bunlardan sonra yapılması gereken ilk şey, bu sel felaketinde hayatlarını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet dilemek ve geride kalanların yaralarını sarmak için gayret sarf etmektir. Ardından bir daha böyle bir felaket ile karşı karşıya gelmemek için gereken tedbirlerin alınmasını sağlamak gerekir.

Merak ettim ve sözlüğe baktım, afet ve doğal afet ne demek diye. Afet, TDK’nin Türkçe Sözlüğünde “Çeşitli doğa olaylarının sebep olduğu yıkım” olarak tanımlanıyor. Tabii ya da doğal afet ise “Önlenmesi insan eliyle olmayan, sel, fırtına, deprem, dolu vb. felaketlerin her biri” olarak tanımlanıyor. Sanırım bu tanımlara göre yaşanan açıkça bir afettir.

Okumaya devam et

Güzel Ülkemin Güzel İnsanlarına


Bu ülkeyi seviyorum. Bu ülkeyi, her şeye rağmen seviyorum. 251,9 milyar YTL’si iç, 292,3 milyar YTL’si dış borç olmak üzere toplam 544,2 milyar YTL borcumuz da olsa; kişi başına gelirimiz 5.000 dolarlara ulaşmasına rağmen yine de Avrupa Birliği ülkelerinin çok çok altında da kalsak; yüzde 10’lara kadar düşmesine rağmen yine de çoğu ülkeden yüksek bir enflasyonumuz da olsa; işsizlik oranımız çoktan yüzde 10’ları da geçse; meslektaşlarımın çoğu ne yazık ki bu oranın içinde de kalsa; özlük haklarımızda çözüm bekleyen sorunlar da olsa; hâlâ bu ülkede mesleğimin ne demek olduğunu bilmeyen insanlar da olsa; tabiatı bir köleymiş gibi görüp hoyratça, insafsızca ve düşüncesizce tahrip edenler de olsa; ülkemin toprak ve sahillerine tehlikeli varil gönderen, saklayan ve göz yumanlar da olsa; çevre sorunlarımız saymakla bitmese de; boğazlarımızdan çok tehlikeli olmasına rağmen petrol ve türevlerini taşıyan bilmem kaç gros tonluk devasa tankerler de geçse; insan sağlığı hiçe sayılarak zehirli ve tehlikeli maddeler içeren gemileri sökülmesi için ülkeme gönderenler de olsa; üç tarafımızın denizlerle çevrili olmasıyla övünüp durmamıza rağmen deniz ulaşımından yeterince faydalanamasak da; kendimizin olmasa bile komşularımızın eski tip nükleer santralleri ile hep bir radyasyon tehlikesi altında da olsam ve daha birçok olumsuzluğu da yaşasam bu ülkeyi ve insanlarını seviyorum.

Her gün saatlerce vakit harcadığım trafiği beni çileden de çıkartsa, bazen çekilmez olarak tanımlasam da; gidecek başka yerler de arasam; koşturmacası, keşmekeşi ve birçok derdi de olsa bu şehri (İstanbul) de seviyorum.

Okumaya devam et

YTÜ Mezunları Ödül Töreni


Dün (6 Ekim 2006 Cuma) Yıldız Teknik Üniversitesi 2005-2006 yılı mezunlarından üniversite, fakülte ve bölüm bazında dereceye giren öğrencilerimiz için ödül töreni vardı.

Tören de fakülte ve bölüm birincimiz olarak mezun olan Volkan PELİTLİ’ye, bölüm ikincimiz olarak mezun olan Gözde KOCATAŞ’a ve bölüm üçüncümüz olarak mezun olan Yunus KOÇ’a da ödüllerini Bölüm Başkanımız Prof. Dr. Ahmet DEMİR, Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şubesinden Derya KOÇOĞLU ve Evin NAS, Türkiye Çevre Mühendisleri Paylaşım ve İletişim Portalı cevremuhendisleri.com’dan Ayşe POLAT ve İSTAÇ A.Ş.’den Müslüm ÖZKARCI verdiler. Mezunlarımıza bundan sonraki hayatlarında bundan önceki gibi başarılar diliyoruz.

Okumaya devam et

Sistemin İçindekiler ve Dışındakiler


Geçenlerde laboratuvar akreditasyonu kapsamında bir ölçüm firmasının emisyon ölçümüne doğrulama gözlemcisi olarak katılmıştım. Gittiğimiz tesis Avcılar-Firuzköy’de bir ağaç işleme tesisiydi. Tesiste muhtelif emisyon kaynakları mevcuttu ve ölçümü yapacak firma daha evvel gelip emisyon kaynaklarını belirlemiş, ölçüm planını çıkarmıştı. İlk ölçüm yapılacak nokta, imalattan kaynaklı yanma gazlarının ölçüleceği bacaydı. Baca yaklaşık 10 metre yüksekliğindeydi. Şöyle kafamı kaldırıp bacadan çıkan gaza baktım. Hani mangalı yaktıktan sonra kömür atarsınız da şöyle etraf dumanlanır ya, resmen o tür bir duman çıkmaktaydı bacadan. Burada ölçüm yapmanın gereksizliği aşikârdı. Çünkü çıkan gazın emisyon sınırlarını aştığı apaçık ortadaydı. Ancak gözlemci olduğumdan dolayı işe karışmamam, sadece yapılan ölçümü tekrarlamam gerekiyordu.

Her ne kadar emisyon değerlerinin sınırı aşacağını bilsem de ölçüm elemanı ile birlikte bacaya çıktım. Arkadaş ölçümünü yaptı ve sınır değerlerin çok üzerinde değerler buldu. Bunu bilmek için müneccim olmaya gerek yoktu ama kayıt ile tespit edilmesi gerekiyordu. Her ne yaptılarsa çıkan gazın emisyon değerlerini düşüremediler. Böylesi bir bacaya probun ömrünü azaltacağı için gereksiz bir şekilde kendi cihazımızı sokmayacağımı bildirmemim ardından ölçümü iptal ettiler ve aşağı indik.

Okumaya devam et

Yitirdiğimiz Ormanlarımız


Ülke gündemi her sene yaz aylarında duymaya alıştığımız bir şekilde orman yangınları ile doldu bu sene de. Ne var ki bu sene çıkan yangın sayısı ve meydana gelen zarara bakıldığında yangınların çıkış sebepleri arasında gösterilen ihmalkârlık ve tedbirsizliğin yanında sabotaj ihtimalini de kuvvetli bir şekilde akla getirmekte. Nedeni ne olursa olsun oluşumları için senelerin gerektiği yüzlerce hektarlık orman alanı çok kısa bir sürede yanıp kül olmakta, heba olmaktadır. Her türlü gerekli tedbirin ve cezanın acilen alınması ve uygulanması gerekliliği apaçık ortadadır.

Orman yangınları ülkemizde yeni karşılaşılan bir durum değil. Düzenli kayıtların tutulmaya başlandığı 1937 yılından günümüze değin ülkemizde 2005 yılı sonu itibariyle toplam 77.785 adet orman yangını çıkmış ve bu yangınlarda 1.563.847 hektar ormanlık alan zarar görmüştür. Bu verilere göre ülkemiz ormanlarında yıllık ortalama 1.143 adet orman yangınına karşılık yılda 22.956 hektar orman alanı zarar görmektedir. Türkiye’nin yüzölçümünün 814.578 km2 olduğu düşünüldüğünde kaybedilen orman arazisinin Türkiye’nin %2’lik bir alanına tekabül ettiği görülür. 2002 yılından önce 10 yıllık (1992-2001) dönemde yıllık ortalama 2.165 adet orman yangını çıkmış ve bu yangınlarda yıllık ortalama 14.098 hektar orman alanı zarar görmüştür. 2002-2005 yıllara arasında ise yıllık ortalama 1.728 adet orman yangını çıkmış yıllık ortalama 5.759 hektar orman alanı zarar görmüştür.

Okumaya devam et

İsrail’in Yarattığı Çevre Felaketi


Savaş, insanoğlunun ne kadar medeni olursa olsun ne denli vahşileşebileceğini gösteren bir fiil. Savaş, insanın hem diğer insanlara hem de çevresine ne kadar zarar verebileceğinin adeta bir göstergesi. İşte örnekler; her gün yaşadığımız ve  duyduğumuz dünyanın her bir yanında her gün vuku bulan olağanlaşan olaylar. Yıl 2006. Ve biz bunları duymaktan dolayı artık neredeyse bu olayları kanıksamış durumdayız. Ama maalesef savaşın tahribatı devam etmekte. Aşağıda haber ajansılarında yayınlanan İsrail’in Lübnan harekatının bir sonucu var. Yorumsuz olarak haberi aynen aktarıyorum. Habere ayrıca http://www.ntv.com.tr/news/381288.asp adresinden ulaşabilirsiniz.

Savaşsız, barış dolu bir dünya için,

Kâmil VARINCA

Okumaya devam et

İmtihan ayı Haziran


Haziran ayı yaz aylarının ilki, yani tatilin müjdecisi. Aynı zamanda ilk, orta ve yükseköğretimde okuyan öğrencilerin mutlu bir tatil geçirebilmeleri için önce girmeleri gereken stresli birçok imtihanın da olduğu ay.

İlköğretim ara sınıflarda okuyanlar sınıflarını geçebilmek için okullarında dönem sonu imtihanlara girecek. Son sınıf öğrencileri bunların yanında bir de ortaöğretimde istedikleri okulda okuyabilmeleri için Ortaöğretim Kurumları Sınavı (OKS)’na girecek.

Ortaöğretimde okuyanlar da sınıflarını geçebilmek için okullarında dönem sonu imtihanlara girecek. Son sınıf öğrencileri ise bunların yanında bir de artık bundan sonraki hayatlarını şekillendirecek ve etkileyecek Üniversiteler için Öğrenci Seçme Sınavı (ÖSS)’na girecekler.

Yükseköğretim öğrencilerinin de diğerlerinden bir farkı yok. Onlar da bu ay dönem sonu finallerine giriyorlar. Son sınıftakiler ise bundan sonraki adım olan Yüksek Lisans için Lisansüstü Eğitim Sınavı (LES)’na geçen ay girdiler bile. Yüksek lisans öğrencileri de bu ay tez teslimlerini yapıyorlar.

Okumaya devam et

Zararlı Atık Bertarafında Katılaştırma Yöntemi


Zararlı atıklar sahip oldukları zehirlilik, koroziflik, parlayıcılık ve patlayıcılık gibi özellikleri ile diğer atık türlerine nazaran yönetimlerinde daha çok dikkat edilmesi gereken atıklardır. Bu atıklar hâlihazırda ülkemizde yakma tesislerinde (direkt atık yakmak için kurulmuş atık yakma tesisleri, çimento fabrikaları gibi proseslerinde yakma sistemi kullanan işletmelerde) yakılmakta veya tehlikeli atık depo sahalarında depolanmaktadırlar.

Geçtiğimiz günlerde ülke gündemine bomba misali düşen zararlı atıkların vahşi depolama örneğinde olduğu gibi memleketimizde maalesef hâlihazırda oluşan tüm zararlı atıklar uygun bertaraf metotları ile bertaraf edilememektedir. Ve ne yazık ki bu gerçek memleketin bu konuda en yetkili kişisi tarafından da dile getirilmektedir.

Okumaya devam et

Dört Elementin İkisi


Su… Dört ana elementten biri. İçinde yaşadığımız bedenimizin ve üzerinde gezindiğimiz dünyamızın ¾’ünü teşkil eden madde. Adına atasözleri, deyimler türettiğimiz yegâne içeceğimiz. Nimetlerin en kutsalı; temizliğin, berraklığın ve güzelliğin timsali…

Gökyüzünde bulutken yağmur, kar ve dolu olup yere inen, yeryüzünde akarsu, göl ve deniz halini alan, yeraltına sızarak yeraltı sularını oluşturan, maddenin üç halinden de fazla hallerde bulunan su.

Tabiatta donduğunda genleştiği bilinen tek madde. Tüm maddeler ısındıkça genleştiği halde su ise bunun tersine donduğunda genleşmektedir. Belki bu, soğuk yerlerde yaşayanlar için eskiden su borularının patlaması olarak eziyete sebep olan bir özellik olarak görülse de aynı zamanda bu, büyük su kütlelerinin donduklarında üsten donmalarını, buzulların hep suyun üzerinde kalmasını, böylece su yüzeyi tamamen donsa bile aşağılarda su sıcaklığının +4°C’lerde kalmasını ve canlı hayatının kesintiye uğramadan devam etmesini sağlayan bir özellik.

Okumaya devam et

İstanbul Boğazından Gemi Geçişleri ve Kazalar


Tarih: 22 Şubat 2006. Yer: İstanbul Boğazı. Olay: Kıl payı kurtululan bir gemi kazası.

Gazetelerde yer aldığı şekliyle olay şu şekilde gerçekleşir. “İstanbul Boğazı, 1979’da ortalığı cehenneme çeviren ve 51 kişinin öldüğü “Independenta” kazasından daha büyük bir faciadan kıl payı kurtuldu. Rusya’dan yüklediği 86 bin ton jet uçak yakıtının ana maddesini oluşturan “kerosen” adlı petrol türevini ABD’ye götürmek üzere dün İstanbul Boğazı’na giren 243 metre boyunda, 57 bin 82 grostonluk tankerin, Boğaziçi Köprüsü altından geçtiği saat 15.00 sıralarında dümeni kilitlendi. Kaptan, sürüklenmeye başlayan tankeri demir atarak durdurmaya çalıştı. Ancak sürüklenmeye devam eden tanker, 180 derece döndü. Tankerde bulunan kılavuz kaptanın ihbarı üzerine Boğaz trafiği kesildi. Kıyı Emniyeti ve Gemi Kurtarma İşletmeleri’ne (KEGKİ) bağlı Kurtarma–2, Kurtarma–3 ve Zübeyde Ana adlı römorkörler tankere müdahale etti. Dolmabahçe Sarayı’na 200 metre kala durdurularak kontrol altına alınan 38 metre genişliğindeki tanker bir buçuk saatlik çalışma sonra Kumkapı açıklarına çekildi.” (Hürriyet, 22.02.2006)

Okumaya devam et

Kuş Gribi ve Yitirdiklerimiz


Kuş gribi Türkiye’de can aldı. Sadece Türkiye’de değil dünya’nın muhtelif yerlerinde de can aldı. Aniden geldi, ansızın yakaladı ve acımasızca vurdu. Yapılanlar yetersiz kaldı belki Türkiye’de ve böylece insana verdiğimiz değeri bir daha görme fırsatımız doğdu. Hayvanlar sahipleri tarafından itlaf ekibine verilmek istenmedi, onun yerine kesip yemeyi tercih etti hayvan sahipleri. Verenler ise koruyucu giysi giymiş itlaf ekibinin elindeki çuvallara kendi elleri ile koydu hayvanını. Ekiplerden bazıları itlaf işini vahşete dönüştürdü ve hayvanları canlı canlı yakmaya kalktı. Sonuçta Türkiye’de kuş gribinden insan öldü, milyonlarca hayvan telef oldu ve tavuk sektörü de büyük bir darbe yedi.

Neyse ki bu sefer ki çok fazla yayılmadan engellenebildi. Ama ya geçmiştekiler. Tarihteki en büyük ölümcül grip 1918–1919 yılları arasında İspanyol Nezlesi olarak adlandırılan ve 20 ila 40 milyon insanın hayatını kaybettiği gripti. Onu, 1957–1958 yıllarında meydana gelen Asya gribi izledi. O zamanda yalnızca ABD’de 70 bin kişi hayatını kaybetmişti. Ve 1986–1989 yılları arasındaki Hong Kong gribinde de yine sadece ABD’de 34 bin kişi hayatını kaybetti. İtlaf edilen hayvan sayısı ise dudak uçurtacak derecede.

Okumaya devam et