Nasıl Bir Üniversite?


Değişen dünya ve hayat şartları neticesinde üniversitelerin yapıları ve üslendikleri vazifeler de tartışılır oldu. Asrın gerekleri yönünde üniversitelerin değişmesi ve yenilenmesi gerektiği her fırsatta çeşitli kesimlerce dillendirilmektedir. Şahsen ben de bir üniversite çalışanı olarak, yani içeriden bir gözle bu konuda belli başlı izlenim ve fikirlere sahibim. Ayrıca gördüklerim, duyduklarım ve yaşadıklarım doğrultusunda bir üniversitenin nasıl olması gerektiği konusunda hep düşünmüşümdür. Hakikaten de bir üniversite acaba nasıl olmalıdır?

Nasıl bir üniversite sorusu aslında ilgili tüm tarafların etraflıca konuşması ve tartışması ile sonuca varılabilecek devingen ve mühim bir sorudur. Ancak ben de içinde olan biri olarak bu soruya ayrıntılı olmasa da kendimce bir cevap vermek isterim.

Sözlüğe baktığınızda Üniversite “Bilimsel özerkliğe ve kamu tüzel kişiliğine sahip, yüksek düzeyde eğitim, öğretim, bilimsel araştırma ve yayın yapan fakülte, enstitü, yüksekokul vb. kuruluş ve birimlerden oluşan öğretim kurumu” olarak tanımlanıyor. Mantıken de düşündüğünüzde üniversite kavramı ile hep yüksek bir eğitim-öğretim verilen ve araştırma yapılan yerin anlatılmak istendiğini görürüz.

Okumaya devam et

Sabit ve cep telefonlarını aramanın en ucuz yolu: VoIP


Şu an yurt dışında olduğum için Türkiye’den aranma ve Türkiye’yi aramanın en ucuz yollarını araştırıyorum. Bunun için VoIP (Voice Over Internet Protocol), IP üzerinden ses iletimi için kullanılan bir protokol varmış. Yani internet üzerinden ses aktarımı. Bu hizmetten faydalanabilmeniz için VoIP hizmet sağlayıcılarından birine üye/kayıt olmanız gerekiyor. Böylece oldukça makul ve ucuz fiyatlar ile konuşabiliyorsunuz.

Şu an için (2010 Aralık) Türkiye sabit telefonlarını aramanın en ucuz yolu bedava aramak. Türkiye’nin sabit telefonlarını bilgisayarınızdaki VoIP programı aracılığıyla bedava arayabileceğiniz VoIP hizmet sağlayıcıları: Poivy, Nonoh, Smslisto, Telbo ve VoipWise. Türkiye cep telefonlarını aramanın en ucuz yolu ise yine bilgisayarınızdaki VoIP programı aracılığıyla EasyVoip veya CheapVoip ile dakikası 0,025 $ yani yaklaşık 4 kuruş.

Okumaya devam et

Bhopal Felaketi


Bundan tam 25 sene evvel, 3 Aralık 1984 sabahı Hindistan’ın orta kesimindeki Madhya Pradesh eyaletinin merkezi Bhopal’da tarihin en korkunç endüstriyel kazalarından biri meydana geldi. ABD şirketi Union Carbide Corporation’ın Hindistan’daki kuruluşuna ait bir böcek ilacı fabrikasından yaklaşık 45 ton metil izosiyanat gazı çevreye yayıldı. Fabrikanın çevresindeki yoğun nüfuslu mahallelerde yaşayanların çoğu hemen öldü, panik sonucunda on binlerce kişi şehirden kaçtı.

Resmi verilere göre bu olay neticesinde 2.500 kişi öldü ancak gerçekte ölenlerin sayısının bundan çok daha fazlası olduğu söyleniyor. Hindistan Hükümetinin, ABD, yatırımlarından vazgeçmesin diye ölü sayısını düşük gösterdiği de iddialar arasında. Fabrikadan yayılan zehirli gaz nedeniyle solunum sorunlarıyla karşılaşan ve gözleri zarar gören 50 bin kişinin tedavisinde yerel sağlık merkezleri yetersiz kaldı. Union Carbide firması bir “ticari sır” olduğu gerekçesiyle toksik maddenin adını bile açıklamaktan kaçındı. Bu durum, zehirlenenlere bir tanı konmasını imkânsız kılarken, hastanelerde ölümlerin artmasına yol açtı. Sonraki incelemelerde, kazanın eksik kadroyla çalışan fabrikada güvenlik ve işletme standartlarına uyulmamasından kaynaklandığı ortaya çıktı.

Okumaya devam et

Çevre Denetimi Yönetmeliğinde Değişiklik


Ülkeler çıkardıkları yasal mevzuatlar ve bu mevzuatlardaki değişiklikler ile hep daha iyiye, daha güzele ve en doğrusuna ulaşmak gayreti içerisindedirler. Yani bir gelişme söz konusudur. Ancak konu bizim ülkemiz olunca işler biraz değişiyor. Çıkarılan kanuni düzenlemeler ve mevzuatta yapılan değişikliklere bakınca ileriye gitmek yerine sanki geriye gidiyor gibiyiz. Üstelik bu sadece birkaç kanun veya yönetmelikte değil son dönemde yürürlüğe giren veya değiştirilen çoğu mevzuat için geçerli.

Mesleğimiz açısından en önemli değişiklik; Çevre ve Orman Bakanlığı’nca 21 Kasım 2008 tarih ve 27061 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Çevre Denetimi Yönetmeliğinde 22 Ekim 2009 tarih ve 27384 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yapılan değişiklik olsa gerek. Zira ilkiyle Çevre Mühendislerine sınav şartı aranmaksızın Çevre Görevlisi Sertifikası verilirken, ikincisiyle bu hak Çevre Mühendislerinin elinden alınmış ve onların da diğer meslek dalları gibi eğitime girip sınavdan başarılı olmak şartıyla bu belgeyi almaya hak kazanabilecekleri yazılmıştır. Yönetmelikten anlaşılmaktadır ki; dört yıllık bir lisans programının doğrudan ilgi alanına giren bir işin yapabilmesi için o programdan mezun olmak yetmemekte, diğer programlardan mezun olanlarla aynı kefeye konulmak suretiyle 100 saatlik bir eğitimi daha almak ve başarmak gerekmektedir. Utanç duyulası bir durum. Çünkü böylesine bir düzenleme yalnız Çevre Mühendisliğinde var ve bu da onlara aynı ismi taşıyan Bakanlık tarafından yapılıyor.

Okumaya devam et

Ambalaj Atıkları ve Dumansız Hava Sahası


Ayın yedisinde Eminönü’ndeki tarihi binalarında hizmet veren Marmara ve Boğazları Belediyeler Birliği’ndeydik. Prof. Dr. M. Talha Gönüllü, “Ambalaj Atıklarının Sürdürülebilir Geri Dönüşümü ve Tüm Taraflarla Birlikte Belediyelere Düşen Görevler” başlıklı bir seminer verdi.

Marmara ve Boğazları Belediyeler Birliği ülkemizdeki Belediye Birlikleri içerisinde en faal olanlarından biri. İnternet sitelerini (http://www.marmara.gov.tr) ziyaret etmenizi ve ilginizi çekeceğine inandığım düzenlendikleri eğitimlere de katılmanızı tavsiye ederim.

Temmuz ayında da olsak böyle bir etkinliğe katılımın beklentinin üzerinde olması gerçekten sevindiriciydi. Seminerin basındaki haberleri için şu adresleri ziyaretleri edebilirsiniz.

Okumaya devam et

TÜRKAY 2009 Türkiye’de Katı Atık Yönetimi Sempozyumu


Yıldız Teknik Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü olarak birincisini 2007 yılında gerçekleştirdiğimiz TÜRKAY Türkiye’de Katı Atık Yönetimi Sempozyumunun ikincisini 15-17 Haziran 2009 tarihlerinde YTÜ Oditoryum ve Sergi Salonunda gerçekleştirdik. Ülkemizde katı atık yönetimi ile alakalı tüm tarafları bir araya getirmeyi amaçlayan sempozyuma bu sene de yoğun bir ilgi vardı.

Sempozyumun açılış panelinde “Türkiye’de Katı Atık Yönetimi’nin dünü, bugünü ve yarını” konusu T.C. Çevre ve Orman Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel Müdürü Prof. Dr. Lütfi AKÇA, T.C. Çevre ve Orman Bakanlığı Atık Yönetimi Daire Başkanı Sn. A. Mahir ERDEM, İstanbul İl Çevre ve Orman Müdürü Doç. Dr. M. Emin BİRPINAR, İBB Çevre Koruma ve Kontrol Daire Başkanı Doç. Dr. İbrahim DEMİR ve Fatih Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet BORAT tarafından geçmişte yaşanan çarpıcı olaylar ve izlenimler dile getirilerek aktarıldı.

Okumaya devam et

YTÜ İnşaat Fakültesi Taşındı


1989 yılında kurulan YTÜ Çevre Mühendisliği Bölümü aradan geçen 19 senenin ardından Yıldız yerleşkesindeki mekân yetersizliğinden dolayı bugün artık Davutpaşa’da İnşaat Fakültesi için yapılmış olan yeni modern binasına taşındı.

Hangi iş yapılırsa yapılsın eğer iş layıkıyla yerine getirilmek isteniyorsa o işin gereklerini yerine getirmek gerekiyor. İşin layıkıyla yapılması isteniyorsa eğer; iş hangi özelikte insan-ekip gerektiriyorsa o insan-ekibe, ne kadar mekâna ihtiyaç duyuluyorsa o kadar mekâna, hangi alet, edevat ve teçhizata ihtiyaç duyuluyorsa o kadar da ekipmana sahip olunması gerekiyor. Üniversitede eğitim-öğretim ve araştırma-geliştirme çalışmalarının layıkıyla yapılabilmesi için de gerekli ekip, ekipman ve mekanın bulunması gerekiyor. Bunlardan bir veya birkaçı eksik olunca ne yazık ki bütün sistem etkileniyor. Bu sebeple Fakültemizin yeni ve modern bir binaya kavuşması Fakültemizin geleceği açısından oldukça önemlidir. Bundan sonra yeni mekânda yeni başarılara imza atmak ümidiyle yeni yerimizin hayırlı olmasını temenni ederim.

Okumaya devam et

5. Dünya Su Forumuna Doğru


Geçen hafta çarşamba günü (24/08/2008), Marmara ve Boğazları Belediyeler Birliği tarafından tertiplenen 5. Dünya Su Forumu konulu Marmara Sürdürülebilir Kalkınma Platformu toplantısına katıldım.

Marmara ve Boğazları Belediyeler Birliği, kendi deyimleriyle, yerel yönetimler ve belediyeler arasında işbirliği ve dayanışmayı geliştirerek, yerel yönetimlerin ve demokrasinin güçlenmesi için çalışmak; ülkemizde ve Birliğin üyesi olan belediyelerde, demokratik, katılımcı, saydam, hesap veren, insan hak ve özgürlüklerini esas alan bir yerel yönetim anlayışının yerleşmesi ve yaygınlaşması için çaba göstermek için kurulmuş kamu tüzel kişiliğini haiz bir birlik. Birlik, bölgemizdeki belediyeler ve diğer yerel yönetimler arasında çevre ve sürdürülebilir gelişme bilincinin yaygınlaştırılmasına katkıda bulunmak, deneyim paylaşımına zemin hazırlamak ve bu alanda koordinasyonu sağlamak amacıyla periyodik olarak “Marmara Sürdürülebilir Kalkınma Platformu” toplantıları düzenlemektedir. Toplantılar dileyen herkese açık. Birlik hakkında detaylı bilgi için birliğin internet sitesini (http://www.marmara.gov.tr/) ziyaret edebilirsiniz.

Okumaya devam et

Çevreciyim, Çevrecisin, Çevreci


Son günlerde memleket gündemini meşgul eden konulardan biri de çevrecilik oldu. Eskiden değil memleket gündemine, insanların aklına bile gelmeyen bir konunun artık memleket meseleleri arasında konuşuluyor olması, bizler için ziyadesiyle memnun edici bir gelişme. Her ne kadar konunun gündeme gelme ve işlenme tarzı istediğimiz gibi hoş bir şekilde olmasa da konunun gündemde olması, konuşuluyor ve tartışılıyor olması bile bir yerlere gelindiğini göstermesi açısından pek mühim. Çünkü kanaatimce gelişme, doğruyu bulma, ilerleme ancak araştırma-geliştirme ile o da ancak konu üzerinde konuşma ve tartışmayla başlar.

Artık herkes evlerin ve fabrikaların bacalarından, arabaların egzozlarından çıkan gazların hava kirliliğine sebep olduğunu, salınan karbondioksit ile sera etkisine katkıda bulunulduğunu ve sonucunda küresel ısınma ve iklim değişikliğine sebep olunduğunu, ozon tabakasının inceldiğini, çöplerin gelişigüzel atılmaması gerektiğini, atıksuların arıtıldığını ve arıtılması gerektiğini, tüm bunların mühim birer çevre sorunu olduğunu ve ihmal edilmemesi gerektiğini biliyor.

Okumaya devam et

TÜBİTAK Doğa Eğitimleri


TÜBİTAK Doğa Eğitimlerini bilenleriniz vardır. TÜBİTAK, yani Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumunun Bilim ve Toplum Daire Başkanlığı isminde bir birimi bulunmaktadır. TÜBİTAK, toplumumuzda bilimsel düşünce ve merakın farklı sosyal, kültürel ve ekonomik altyapıdaki vatandaşımızda oluşmasının sağlanması amacıyla, bilim ve toplum faaliyetlerini bu birim çatısı altında sürdürmektedir. Daire Başkanlığının amaçları ise şöyle sıralanıyor; (1) Toplumumuzdaki bireylere düşünme, gözlemleme, sorgulama, araştırma, veri ve bilgiye dayalı kararlar verme yetilerini kazandırmak; (2) Bilimi anlaşılır düzeyde anlatmak ve bilimin yalnızca karmaşık denklemlerden oluşmadığını, çevremizde geçen her olayın bilimsel bir açıklamasının olduğunu vurgulamak ve (3) Toplumumuz bireylerinin bilimi anlamasını, uygulamasını, çağın teknolojisini yakalamaya çalışmasını ve ülkesinin geleceğinin bilimsel ve teknolojik gelişmelerde olduğunu görmesini sağlamaktır. Bu amaca yönelik olarak daire başkanlığının altında faaliyet gösteren üç müdürlük bulunmaktadır; Akademik Yayınlar Müdürlüğü, Popüler Bilim Yayınları Müdürlüğü ve Bilim ve Toplum Programları Müdürlüğü. Bilim ve Toplum Programları Müdürlüğü ise bilim ve toplum alanında yeni programlar geliştirmek, mevcut program ve etkinlikleri yürütmek ve koordine etmek, destek programlarını yürütmek amacıyla faaliyet göstermektedir.

Okumaya devam et

5 Haziran Dünya Çevre Günü Anısına


Bilindiği üzere 5-16 Haziran 1972 tarihinde Stockholm’de toplanan Birleşmiş Milletler Çevre Konferansının anısına her sene 5 Haziran günü BM Dünya Çevre Günü olarak kutlanmaktadır. Her yıl 5 Haziran olduğunda ilgili, ilgisiz herkes gerek kamuoyunun dikkatini bu yöne çekmek, gerek kendi seslerini duyurmak, gerekse de başka amaçlar için bildiriler yayımlar, çeşitli faaliyetler tertipler ve icra ederler. Bildirileri okuyup bu tür faaliyetleri takip ettiğinizde hepsinin bir ortak noktada buluştuğunu görürsünüz. Dünyamız yaşlanmıştır, insanoğlu kendi kuyusunu kendisi kazmaktadır ve ne yazık ki kendi eliyle yapıp ettiklerinin cezasını çekmektedir. Üstelik her geçen gün daha da şiddetlenerek bu cezayı çekmeye devam edecektir.

O an dünyanın sonunun geldiğini ve yaptığınız her şeyin aslında fuzuli olduğunu düşünürsünüz. Dünyanın bu hâle gelmesinde sizin de payınız vardır ve atalarımızdan miras olarak değil, çocuklarımıza birer emanet olarak devraldığımız dünyaya neler yaptığınızı değerlendirirsiniz. Çok karamsar olanlarımız artık bundan sonrası için çok geç olduğunu ve hiç bir şey yapılamayacağını bile düşünebilir. Ama umut olmalı insanda değil mi? Umutsuz yaşanır mı hiç?

Okumaya devam et

Dumansız Hava Sahası Hareketini Destekliyorum


19 Mayıs 2008 yeni bir bayramımızın başlangıcı oldu; Dumansız Hava Sahasına Geçiş Bayramı. 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı ile ülkemizde artık tütün ve tütün mamullerinin kullanımı sınırlandırılmış oldu. Sigarasız bir Türkiye’ye merhaba dedik.

7 Kasım 1996 tarihinde 4207 sayılı “Tütün Mamullerinin Zararlarının Önlenmesine Dair Kanun” kabul edilmiş idi. 3 Ocak 2008 tarihinde ise 5727 sayılı “Tütün Mamullerinin Zararlarının Önlenmesine Dair Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun” kabul edildi. Kanunun uygulanmasına yönelik olarak 16 Mayıs 2008 tarihinde 2008/6 numaralı Başbakanlık Genelgesi yayınlandı.

Okumaya devam et

Araştırma Görevlisi; Araştır da Gör


Bilindiği üzere yükseköğretim kurumlarında öğretim yardımcıları kapsamında ismi eskiden Asistan olan şimdi ise Araştırma Görevlisi olarak tanımlanan bir kadro bulunmaktadır. Bu kadroların tanımı ve görevleri 2547 sayılı “Yükseköğretim Kanunu”(1) ve takip eden değişiklik kanunları, atanma esasları ise “Bazı Akademik Kadrolara Öğretim Elemanı Dışındaki Kadrolardan Naklen Yapılacak Atamalarda ya da Açıktan Atamalarda Uygulanacak Merkezi Sınav ile Giriş Sınavlarına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik(2) ve takip eden değişiklik yönetmelikleriyle tanımlanmıştır. Kanun uyarınca araştırma görevlileri 33/a, 35 ve 50/d maddeleri uyarınca görevlendirilirler. 2547 sayılı kanunun bu maddeleri aşağıdaki gibidir.

İnsanlık için de çalışmak


Bugün, sabah kalkıp okulumuza/işimize gidebiliyorsak, gün boyu rahatça istediğimiz yere gidip gezebiliyorsak, sokaklarda rahatça dolaşabiliyorsak, sabaha kadar huzur içinde uyuyabiliyorsak, düşüncelerimizi rahatça söyleyebiliyorsak, her şeyden de öte özgürsek, bir devletimiz ve vatanımız varsa bu vatanı canları pahasına savunan, bu uğurda canını feda eden ve bize bırakan atalarımıza karşı çok şey borçluyuz demektir.

Tarih; vatanı, milleti, devleti, bayrağı ve mukaddes değerleri için mücadele etmiş kahramanlar ve kahramanlıkları ile doludur. Mücadele şekli değişse de mücadele hiç bitmemiş, yeri gelmiş kalem ile, yeri gelmiş fikir ve siyaset ile, yeri gelmiş ilmî çalışmalar ile, yeri gelmiş can ile bu mücadelenin içinde yer alınmış ve aktif bir şekilde mücadele devam etmiştir.

Okumaya devam et

İstanbul’da kar var


Ha yağdı, ha yağacak derken nihayet İstanbul’a beklenen kar yağdı. Hem de iki gündür (16-17 Şubat 2008) aralıklarla yağmaya devam ediyor. Karın yağması güzel de İstanbul için kar çoğunlukla çile anlamına geliyor. Oturduğum yer İstanbul’un en yüksek yerlerinden biri olduğundan mıdır bilinmez dışarıda on santimetre kadar kar var. Bu güzel karın zevkine varabilmek, ayakkabıların karda çıkardıkları o sesi duyabilmek için çıkıp bir gezeyim dedim ben de. Çıkmasına çıktım, duymasına duydum ama evden fazla uzaklaşamadım doğrusu. Öyle bir soğuk vardı ki mazoşist olmadığım için zevk için kendime işkence edemedim ve geri dönmek zorunda kaldım. Evde oturup karı seyretmeyi tercih ettim mecburen.

Bir şeyin kıymeti en iyi yokluğunda anlaşılır. Hiç aç kalmamış biri açlık nedir bilmeyeceği gibi hiç parasız-pulsuz kalmamış birinin de yokluk nedir bilmesi beklenmez. Hiç susuz kalmamış insan suyun kıymetini nasıl bilsin? Ya da hiç savaş görmemiş bir insan barışın kıymetini nasıl bilsin? Siz bu örnekleri dilediğiniz gibi çoğaltabilirsiniz. İşte bu sebepledir ki bizler de suyun kıymetini yeni yeni anlıyoruz aslında.

Okumaya devam et

YTÜ Çevre Mühendisliği Bölümünün Başarıları


Üniversiteler sadece yüksek öğretimin yapıldığı yerler değil, bunun yanında araştırma-geliştirme faaliyetleri olarak projelerin ve sektör için çeşitli işlerin yürütüldüğü, tüm bunların sonucunda bilimsel yayın organlarında yayınlanarak tüm dünya bilimine katkı sağlayan bilimsel yayınların üretildiği yerlerdir de aynı zamanda. Bu açıdan bakıldığında üniversitelerde pek tatil olmaz. Tatil ancak öğretime verilen ara anlamındadır. Bunun haricinde projelerde, yayınlarda ve diğer işlerde bir tatil veya ara verme söz konusu değildir.

Bu bakımdan bir üniversitenin kalitesi sadece bir etkenle ölçülmez. Birden fazla etkenin varlığında çıkan sonuçtur aslında kalite ve başarı. Öğretim başarısı açısından verilen dersler, içerikleri, öğretim kadrosu ve tüm bunların ötesinde öğrenciler tarafından tercih edilirlik önemlidir. Akademik olarak bilimsel açıdan öğretim elemanlarının yayınları, yayın sayıları ve atıfları, yapmış oldukları projeler ve almış oldukları ödüller önemlidir kalite ve başarı kıyaslamasında. İdari açıdan ise sanırım yönetim sistemlerinin varlığı bir artı getirecektir. Tüm bunlar maalesef eninde sonunda gelip fiziki imkânların varlığı ve insan kaynağının kalitesine dayanıyor. İmkânınız ve insan kaynağınız varsa, yeterliyse, iyiyse çıkacak olan sonuçlar da o denli iyi ve kaliteli oluyor.

Okumaya devam et

Arş. Gör. mü? O ne ki?


Arş. Gör. unvanı ile üniversitelerde çalışanların bu unvanı ve yaptıkları işleri üniversite dışındakilere anlatmak gibi oldukça zor bir işleri de vardır. Arş. Gör., yani Araştırma Görevlisi. 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununda tanımlandığı üzere “Araştırma görevlileri, yükseköğretim kurumlarında yapılan araştırma, inceleme ve deneylerde yardımcı olan ve yetkili organlarca verilen ilgili diğer görevleri yapan öğretim yardımcılarıdır”. İşte araştırma görevlilerinin görev tanımı bu.

Her meslek grubunda olduğu gibi araştırma görevliliğinin de kendine has sorunları ve zorlukları bulunmaktadır. Hiçbir sorun kendiliğinden çözülmediği gibi bizlerin sorunları da kendiliğinden çözülmemektedir. Çözülmesi için gayret sarf edilmesi, uğraşılması gerekmektedir.

Okumaya devam et

Çocukların Eğitiminde Çevre Bilinci


Her birimizin hayatında çocukluk ve gençlik yıllarının ayrı bir yeri ve önemi vardır. Hayat çizgimizin, ideallerimizin, dünya görüşümüzün çoğunluğu bu dönemlerde şekillenir. Bu dönemlerde elde edinilen kazanımlar ve öğrenilenler hayatımızın ilerleyen zamanlarında edineceklerimizin temelini ve yönünü belirler. Dolayısıyla o yıllarda alınacak bir çevre eğitimi de sonrasında edineceğimiz çevre bilincinin temelini teşkil eder. Hâl böyle olunca da daha ilkokul çağındaki çocukların eğitiminde de çevreye gerekli önemin ve zamanın ayrılması gerektiği ortaya çıkmaktadır.

Bugün çevreyi bu hale getiren büyüklerin genelde küçüklüklerinde bu konuda herhangi bir eğitim ve uyarı almamış insanlar olduklarına inanıyorum. Çünkü bana küçükken yapmam tembihlenen her şeyi hâlâ yapıyor, yapmamam tembihlenen her şeyi de hâlâ yapmıyorum (istisnalar olabilir tabi). İşte bu sebepledir ki daha o yıllarda çevre konusunda eğitilmiş bir ferdin gelecekte çevreye duyarlı bir insan olacağını düşünürüm. Tabii verilecek bu eğitim, anne-baba ve öğretmen sözü dinlemenin öneminin verilmesinden sonra olmalı ki bir faydası olsun.

Okumaya devam et

Cumhuriyet Bayramınız Kutlu Olsun


Tüm yaşananlara karşı, her şeye rağmen Cumhuriyet Bayramınız kutlu olsun efendim.

Sevgi ve saygılarımla,

Kâmil VARINCA

Azim ile Rıza Arasındaki Fark


Sözlükte azim “Bir işteki engelleri yenme kararlılığı”, rıza ise “Razı olma, isteme, istek, kabullenme” gibi manalara gelmektedir. Birbirinden çok uzak gibi görünseler de bu iki kelimenin ne kadar da iç içe olduğunu zorlu bir işe başladığınızda veya devamında görme şanısınız oldukça yüksektir.

İşe başlamak işin yarısını yapmaksa geri kalanı da çalışmaktır derler ya, gerçekten de bir işe başladığınızda o işin gereklerini yerine getirmeniz gerekir. Bunu bilerek, bunun şuurunda olarak işe başlarsınız. Sonuca giden hiçbir yol taşsız, gül de dikensiz olmadığına göre işe başladığınızda başınıza gelecekleri de peşinen kabullenmiş olursunuz. Gerek işe başlarken ve gerek işin devamında hakikaten de önünüze birçok engeller çıkar. İşte bu engelleri aşma gücünü size azminiz verir. Azimli iseniz önünüze koyulan tüm engelleri aşar ve sonuca ulaşırsınız. Ancak şöyle bir durum var ki çalışıp azim gösterip de sonuca ulaşılmadığı durumlarda olabilir. Bazen öyle bir yere gelirsiniz ki bir engelden ziyade bir çıkmazla karşı karşıyasınızdır. İşte bu tür bir durumda durup olaya şöyle bir uzaktan bakmanız ve alternatif gidiş yolları aramanız gerekir. İllaki o yol üzerine gitmede ısrarcı olmamanız gerekir. İşte bu da rızadır. Başınıza geleni kabullenmek ama bu durumdan kendinizi kurtarmak ve başka çıkış yolları bulmaktır rıza göstermek.

Okumaya devam et

Neden Çevre Mühendisliği?


Bütün bir yazı küresel ısınma, iklim değişikliği, orman yangınları, susuzluk gibi konuları bizatihi hayatımızın içinde yaşayarak, konuşarak, tartışarak geçirdik. Bir musibet bin nasihatten evladır, sözünü doğru çıkarırcasına şimdiye kadar sadece belli çevreler tarafından konuşulan ve geniş kitlelere yayılmayı başaramayan bu konular, etkileri herkes tarafından görüldüğünde bir anda halkın her kesiminin gündemine girmiş ve hak ettiği önemi görmeye başlamıştır.

Tüm bu konuların ne denli önemli olduğu halk tarafından da yavaş yavaş anlaşılmaya başlandıkça gerekli tedbirlerin alınması, etkilerin giderilmesi için neler yapılması gerektiği konuşulmaya başlanmış ve bu noktada işte neden Çevre Mühendisliği sorusuna çok güzel cevap verme fırsatı doğmuştur.

Okumaya devam et

Çevrenin Seçimi


Ülkemiz bir seçim süreci daha geçirdi. %84,19 gibi oldukça büyük bir katılımın sağlandığı 22 Temmuz 23. Dönem Milletvekili Genel Seçiminin ardından seçmenlerin neredeyse tamamına yakınının seçimlerinin yansıdığı yeni bir meclis oluştu ve yeni vekillerimiz bizlerin adına karar vermek üzere 4 Ağustos’ta toplanıp yemin ederek işe başlayacaklar.

Peki, halk seçimini yaptı ama acaba bu seçimde çevrenin bir etkisi oldu mu? Seçime katılan partilerin seçim bildirgelerine bakıldığında Çevre’nin çok da ciddi bir başlık olmadığı görülmektedir. Yine de tabir caizse çevreden de bahsetmemiş olmamak adına öylesine genel çevre vaatleri ile karşılaşılmaktadır.

Ülkenin içinde bulunduğu genel durum göz önünde bulundurulduğunda bu çok da garipsenecek bir durum değildir. Zira yapılmış olan halkın öncelikleri sıralaması anketlerine göre halkın gündeminde çevre değil; ekonomi, işsizlik, güvenlik gibi konular yer almakta ve bu konular çözülmeden de çevre halkın gündemine girecek gibi gözükmemektedir.

Okumaya devam et

TÜRKAY 2007 Sonrası REW İstanbul 2007 Fuarı


İstanbul Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayında 28-31 Mayıs 2007 tarihleri arasında Yıldız Teknik Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü olarak TÜRKAY 2007 AB Sürecinde Türkiye’de Katı Atık Yönetimi ve Çevre Sorunları Sempozyumunu gerçekleştirdik. Sempozyumumuzda 3 gün boyunca 2 salon ve 14 oturumda toplam 59 sözlü sunum yapıldı. Her gün ortalama 150 katılımcı tarafından izlenen sempozyumumuzda 3 günde 3 panel gerçekleştirildi. Sempozyumun son günü olan 4. gün aralarında Odayeri Düzenli Depo Sahası ve Tıbbi Atık Yakma Tesisinin de yer aldığı ilgili yerlere teknik gezi düzenlendi.

Beklenilenin çok üstünde bir ilgiye mazhar olan sempozyumumuz için emeği geçen, düzenleyen hocalarımıza, arkadaşlarımıza; bildirili ve dinleyici olarak katılım sağlayan katılımcılara teşekkür ederim. Bu tür sempozyumların devam etmesini dilerim.

Okumaya devam et

TÜRKAY 2007 AB Sürecinde Türkiye’de Katı Atık Yönetimi ve Çevre Sorunları Sempozyumu


Çevre Mühendisliği mesleğinin yaşadığı çeşitli sorunların aşılabilmesi, gelişmesi ve ilerlemesi için bu mesleği yapan gerek akademisyenlerin gerek diğer çevre mühendislerinin bir araya gelmelerini ve fikir alışverişinde bulunmalarını sağlayan sempozyum, kongre, çalıştay ve konferans gibi faaliyetlerin ne kadar mühim olduğunu söylemek yersiz olur sanırım. Ülkemizde her ne kadar hakkettiği ve olması gereken seviyede olmayan sempozyum ve kongre kültürünün artırılması için bu sempozyumlara katılımın teşvik edilmesi ve desteklenmesi gerekir. Buna sempozyumların muhtevasının dolgunluğu ve doyuruculuğu ile katkı sağlanabilir.

Bu kapsamda gerek Türkçe bilgi birikimine katkı sağlamak ve gerekse de Çevre Mühendisliği Bölümleri arasındaki iletişimi artırmak maksadıyla Sempozyum Yürütme Kurulunda görev alarak düzenlenmesine katkı sağladığım 28-31 Mayıs 2007 tarihlerinde İstanbul Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayında yapılacak TÜRKAY 2007 AB Sürecinde Türkiye’de Katı Atık Yönetimi ve Çevre Sorunları Sempozyumunu da (www.turkay2007.com) buradan duyurmak ve katılımınızı beklediğimizi söylemek isterim.

Okumaya devam et

Bindiği Dalı Kesen İnsan


Nasreddin hocaya atfen anlatılan bir hikâye vardır. Hoca bir gün bindiği dalı kesiyormuş da oradan geçmekte olan bir adam da “Hoca, ne yapıyorsun? Bindiğin dalı kesiyorsun, birazdan düşeceksin” demiş. Hoca hiç aldırmadan işine devam etmiş ve elbette biraz sonra da düşmüş. Hoca düşmenin acısıyla adama dönüp “Be mübarek düşeceğimi bildin, öleceğim günü de söyle bari” demiş.

Sanki bizler çok farklıymışız gibi hocanın bu fıkrasını anlatır güleriz de bindiğimiz dalı kesmekten de geri durmayız. Belki küçük ve kısa vadeli kazançlar için daha büyük ve uzun vadeli kazançları heba ediyoruz. Hocaya akıllı insanların yapmayacağı işleri atfediyoruz da kendimizin yaptığı işlerin ne kadar akıllıca olup olmadığını kendimize sormuyoruz.

Sırf eğlenmek/dinlemek için sporu icat eden de insanoğlu, onu izlemeye gidip hiç de sportmence/centilmence olmayan hareketler yapan da insanoğlu. Huzurdan, barıştan söz eden de insanoğlu, savaşları çıkartıp birbirini öldüren de insanoğlu. İnsanoğlunun gerek hayat standardının yükseltilmesi gerekse de yaşam süresinin artırılması için bilim ve teknolojiyi yapan da insanoğlu, yaşadığı çevreyi tüm bunlara rağmen kirleten, onu yıpratan ve yaşanamaz hale getiren de insanoğlu. Tüm bunlar bindiği dalı kesmek değildir de nedir acaba?

Okumaya devam et

Bir fikrim var diyenlere


Çoğu zaman gerek yalnız başımıza gerekse de arkadaşlarla bir araya geldiğimizde aklımıza süper diye nitelendirebileceğimiz fikirler gelir. Bu fikirler hayatımızı kurtarmaktan tutun da, memleketi ve dünyayı kurtarmaya kadar o kadar çok geniş yelpazede olur ki biz bile şaşırırız bazen. Belki arada bir hayatın sırrını da bulduğumuz olmuştur. Ama çoğu zaman cümlelerimiz “Ah imkân olsa…” ile başlayıp, “ama nerde o imkânlar…” diye de biterek fikirlerimiz fikir olarak kalmaya devam ederler.

Milletçe çok zeki olduğumuz ve kimsenin aklına gelmeyen çok ilginç ve dâhiyane fikirlerin bizim aklımıza geldiği söylenir durur hep. Ancak burada önemli olan sadece bunların akla gelmesi değil, aynı zamanda hayata geçirilmesidir de. Ama nasıl hayata geçirilecek?

Okumaya devam et

Mühendis Bakışı


Mühendisi diğer insanlardan ayıran en önemli fark olaylara ve meselelere mühendisçe bakabilme kabiliyeti yani mühendis bakışına sahip olmasıdır. Mühendis bakışının nasıl olduğunu anlamak için sanırım önce mühendisin ne demek olduğuna bir bakmak gerekir. Türk Dil Kurumunun (TDK) Güncel Türkçe Sözlüğü’ne göre Mühendis; “İnsanların her türlü ihtiyacını karşılamaya dayalı yol, köprü, bina gibi bayındırlık; tarım, beslenme gibi gıda; fizik, kimya, biyoloji, elektrik, elektronik gibi fen; uçak, otomobil, motor, iş makineleri gibi teknik ve sosyal alanlarda uzmanlaşmış, belli bir eğitim görmüş kimse” olarak tanımlanmaktadır.

Bu tanıma göre kısaca mühendis, alanında uzmanlaşmış ve eğitim görmüş kimse oluyor. Dolayısıyla mühendisin yapıp ettiklerinde de eğitilmiş insandan beklenen tavır ve davranışların olması gerekiyor. Çünkü mühendis bu haliyle diğer insanlardan ayan beyan farklılığını ortaya koyuyor.

Okumaya devam et

Tuğla Biriktirmek ya da Duvar Örmek


Bir hocam şöyle demişti bana; “Sanırım bizler öğrencilere sadece tuğla veriyoruz. Bunlarla nasıl bir duvar örebileceklerini öğretmiyoruz.” Bu çok doğru bir tespit bence. Çünkü defalarca bunun böyle olduğuna, elinde tuğlalar ile ortada kalmışlığa şahit olmuşumdur.

Hepimiz 8 senelik ilköğretim, ardından şimdi 4 yıl olan ortaöğretimden geçtik. Üstüne bir de 4 yıllık bir yüksek öğrenim gördükten sonra yetinmeyenler en az 2 sene de yüksek lisans yaptılar. Ben bu seneleri toplayınca 18 yıl ettiğini görüyorum. Bir insan yedi yaşında okulda girdiğinde on sekiz yıllık bir eğitim-öğretim hayatının ardından en erken 25 yaşında mezun olabiliyor. Yani en verimli çağlarını okulda geçirmiş oluyor.

Gerek bu uzun yıllar boyu süren okul hayatımızda, gerekse de özel hayatımızda birçok şey öğreniyor, tecrübeler ediniyoruz. Her bir öğrendiğimiz bilgiyi tuğla olarak düşünürsek sahip olduğunuz bilgi birikimi bir tuğla birikintisi de olabilir, çok sağlam bir duvar da olabilir. Bilgiyi sadece alır ve bir gün lazım olur diye kenara koyarsak devasa büyüklükte bir tuğla yığınından başka bir şeyimiz olmaz. Ancak bu tuğlaları usulüne uygun bir şekilde üst üste koyarsak çok sağlam bir duvarımız olabilir. Tabi ki araya harç malzemesini de eklemek şartıyla.

Okumaya devam et

Susuzluk Sorunu


Bir şeyin kıymeti ancak yokluğunda belli oluyor. Her gün kullandığımız elektriğin, suyun, bilgisayarın, internetin ve daha onlarcasının kıymetini ancak olmadıklarında anlayabiliyoruz. Elektrik kesildiği an hayatımız neredeyse durma noktasına geliyor. Bir bardak suyun kıymetini çölde susuzluktan ölmek üzere olan birine sorun, derler ya bu da tıpkı onun gibi kullandığımız her türlü ihtiyaç maddesinin kıymetini tam ona ihtiyaç duyduğumuz anda anlayabilmekteyiz.

Yokluklarında hayatımızı altüst eden bu ihtiyaç maddelerini her nedense varlıklarında hiç tükenmeyecek, bitmeyecek, gitmeyecekmiş gibi müsrifçe kullanmak da bize has bir özellik olsa gerek. O da insanoğlunun unutkanlık özelliği ile açıklanabiliyor. Rahata kavuştuğu an eskiyi çok çabuk unutabiliyor insan. Bu bir yandan çok iyi; eskiyi unutup yeniye devam etmek, ama bazen de çok kötü. Çünkü eski durumlara düşmemek garantisi hiçbir zaman yok.

Okumaya devam et

İklim Değişikliği ve Yapabileceklerimiz


Bazıları kabul etmese de bugün biliyoruz ki insan faaliyetleri, endüstri devriminden itibaren geometrik bir şekilde artış göstermesiyle birlikte hiç de beklenmeyen bir sonuca -küresel ısınmaya, dolayısıyla iklim değişikliğine sebep olmuştur. Bu süreç o kadar kısa sürmüştür ki böyle bir soruna sebep olunduğunun farkına varılması bile sonuçlarının görünmeye başlanması ile anlaşılmıştır.

Doğada öyle bir denge var ki bu dengeyi bir yerinden bozduğunuzda tüm sistem etkilenir ve tüm dengeler alt üst olur. Bilim ve teknolojinin ilerlemesi ile günlük hayatı kolaylaştıran birçok alet, edevat ve kimyasallar üretildi. Ancak göz ardı edilen bir şey vardı ki o da üretilen bu mamullerin tabiat ile uyumlu olup olmadıklarının, denge üzerinde olumsuz bir etkiye sahip olup olmadıklarının araştırılıp belirlenmemesiydi. Sonuçta hayatı kolaylaştıracağız derken yegâne yaşam alanımız olan Dünyanın sahip olduğu bu şart ve özelliklerini yitirmesine neden olduk. Mesela, özellikle soğutma (buzdolapları vs) ve kozmetik sektöründe kullanılan kloroflorokarbonların (CFC) ozon tabakasını incelten maddelerden olduğunun anlaşılması ve yasaklanması 1980’lere rastlamaktadır. O vakte kadar yapılan tahribat oldukça fazla olmuştur. Öyle ki yapılan araştırma ve hesaplamalara göre bugün ozon tabakasını inceleten maddelerin kullanımı tamamen dursa, yani ozon tabakasının inceltilmesinin önüne geçilse bile ozon tabakasının eski halini alması, düzelmesi için en az 200 yıllık bir süre gerekiyor.

Okumaya devam et

YTÜ Mezunları Ödül Töreni


Dün (6 Ekim 2006 Cuma) Yıldız Teknik Üniversitesi 2005-2006 yılı mezunlarından üniversite, fakülte ve bölüm bazında dereceye giren öğrencilerimiz için ödül töreni vardı.

Tören de fakülte ve bölüm birincimiz olarak mezun olan Volkan PELİTLİ’ye, bölüm ikincimiz olarak mezun olan Gözde KOCATAŞ’a ve bölüm üçüncümüz olarak mezun olan Yunus KOÇ’a da ödüllerini Bölüm Başkanımız Prof. Dr. Ahmet DEMİR, Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şubesinden Derya KOÇOĞLU ve Evin NAS, Türkiye Çevre Mühendisleri Paylaşım ve İletişim Portalı cevremuhendisleri.com’dan Ayşe POLAT ve İSTAÇ A.Ş.’den Müslüm ÖZKARCI verdiler. Mezunlarımıza bundan sonraki hayatlarında bundan önceki gibi başarılar diliyoruz.

Okumaya devam et

Yitirdiğimiz Ormanlarımız


Ülke gündemi her sene yaz aylarında duymaya alıştığımız bir şekilde orman yangınları ile doldu bu sene de. Ne var ki bu sene çıkan yangın sayısı ve meydana gelen zarara bakıldığında yangınların çıkış sebepleri arasında gösterilen ihmalkârlık ve tedbirsizliğin yanında sabotaj ihtimalini de kuvvetli bir şekilde akla getirmekte. Nedeni ne olursa olsun oluşumları için senelerin gerektiği yüzlerce hektarlık orman alanı çok kısa bir sürede yanıp kül olmakta, heba olmaktadır. Her türlü gerekli tedbirin ve cezanın acilen alınması ve uygulanması gerekliliği apaçık ortadadır.

Orman yangınları ülkemizde yeni karşılaşılan bir durum değil. Düzenli kayıtların tutulmaya başlandığı 1937 yılından günümüze değin ülkemizde 2005 yılı sonu itibariyle toplam 77.785 adet orman yangını çıkmış ve bu yangınlarda 1.563.847 hektar ormanlık alan zarar görmüştür. Bu verilere göre ülkemiz ormanlarında yıllık ortalama 1.143 adet orman yangınına karşılık yılda 22.956 hektar orman alanı zarar görmektedir. Türkiye’nin yüzölçümünün 814.578 km2 olduğu düşünüldüğünde kaybedilen orman arazisinin Türkiye’nin %2’lik bir alanına tekabül ettiği görülür. 2002 yılından önce 10 yıllık (1992-2001) dönemde yıllık ortalama 2.165 adet orman yangını çıkmış ve bu yangınlarda yıllık ortalama 14.098 hektar orman alanı zarar görmüştür. 2002-2005 yıllara arasında ise yıllık ortalama 1.728 adet orman yangını çıkmış yıllık ortalama 5.759 hektar orman alanı zarar görmüştür.

Okumaya devam et

İsrail’in Yarattığı Çevre Felaketi


Savaş, insanoğlunun ne kadar medeni olursa olsun ne denli vahşileşebileceğini gösteren bir fiil. Savaş, insanın hem diğer insanlara hem de çevresine ne kadar zarar verebileceğinin adeta bir göstergesi. İşte örnekler; her gün yaşadığımız ve  duyduğumuz dünyanın her bir yanında her gün vuku bulan olağanlaşan olaylar. Yıl 2006. Ve biz bunları duymaktan dolayı artık neredeyse bu olayları kanıksamış durumdayız. Ama maalesef savaşın tahribatı devam etmekte. Aşağıda haber ajansılarında yayınlanan İsrail’in Lübnan harekatının bir sonucu var. Yorumsuz olarak haberi aynen aktarıyorum. Habere ayrıca http://www.ntv.com.tr/news/381288.asp adresinden ulaşabilirsiniz.

Savaşsız, barış dolu bir dünya için,

Kâmil VARINCA

Okumaya devam et

14. Mezuniyet Coşkumuz


Perşembe günü (29.06.2006) İnşaat Fakültemizin Mezuniyet Merasimi vardı. İnşaat Fakültesinin üç bölümünün; İnşaat Mühendisliği, Jeodezi ve Fotogrametri Mühendisliği ve Çevre Mühendisliği Bölümü öğrencilerinin mezuniyet sevincine ortak olmak üzere oradaydık.

Geçen sene törenler Mimarlık Fakültesinin önündeki bahçede yapılmıştı. Ancak mekân aileler için oldukça küçük kalmıştı. Bu sene törenler Kiler-i Hümayun Bahçesinde yapıldı ama mezun yakınları için bu bahçe de pek de büyük gelmiş olmayabilir.

Evlatlarının bunca sene okuyup artık bir Mühendis olarak mezun oldukları bir güne iştirak etmek, sevinçlerini paylaşmak ve onlarla gurur duymak için tüm aileler oradaydı. Ve elbette en az dört sene emek verdikleri öğrencilerinin artık bir mühendis olarak başladıkları hayatlarında onlara destek vermek için en az aileler kadar sevinen ve onlarla gurur duyan profesöründen araştırma görevlisine kadar tüm akademik kadro da oradaydı. Bunun yanında meslek odaları, sivil toplum kuruluşları ve mezunlar derneği temsilsileri de oradaydı.

Okumaya devam et

İmtihan ayı Haziran


Haziran ayı yaz aylarının ilki, yani tatilin müjdecisi. Aynı zamanda ilk, orta ve yükseköğretimde okuyan öğrencilerin mutlu bir tatil geçirebilmeleri için önce girmeleri gereken stresli birçok imtihanın da olduğu ay.

İlköğretim ara sınıflarda okuyanlar sınıflarını geçebilmek için okullarında dönem sonu imtihanlara girecek. Son sınıf öğrencileri bunların yanında bir de ortaöğretimde istedikleri okulda okuyabilmeleri için Ortaöğretim Kurumları Sınavı (OKS)’na girecek.

Ortaöğretimde okuyanlar da sınıflarını geçebilmek için okullarında dönem sonu imtihanlara girecek. Son sınıf öğrencileri ise bunların yanında bir de artık bundan sonraki hayatlarını şekillendirecek ve etkileyecek Üniversiteler için Öğrenci Seçme Sınavı (ÖSS)’na girecekler.

Yükseköğretim öğrencilerinin de diğerlerinden bir farkı yok. Onlar da bu ay dönem sonu finallerine giriyorlar. Son sınıftakiler ise bundan sonraki adım olan Yüksek Lisans için Lisansüstü Eğitim Sınavı (LES)’na geçen ay girdiler bile. Yüksek lisans öğrencileri de bu ay tez teslimlerini yapıyorlar.

Okumaya devam et

Zararlı Atık Bertarafında Katılaştırma Yöntemi


Zararlı atıklar sahip oldukları zehirlilik, koroziflik, parlayıcılık ve patlayıcılık gibi özellikleri ile diğer atık türlerine nazaran yönetimlerinde daha çok dikkat edilmesi gereken atıklardır. Bu atıklar hâlihazırda ülkemizde yakma tesislerinde (direkt atık yakmak için kurulmuş atık yakma tesisleri, çimento fabrikaları gibi proseslerinde yakma sistemi kullanan işletmelerde) yakılmakta veya tehlikeli atık depo sahalarında depolanmaktadırlar.

Geçtiğimiz günlerde ülke gündemine bomba misali düşen zararlı atıkların vahşi depolama örneğinde olduğu gibi memleketimizde maalesef hâlihazırda oluşan tüm zararlı atıklar uygun bertaraf metotları ile bertaraf edilememektedir. Ve ne yazık ki bu gerçek memleketin bu konuda en yetkili kişisi tarafından da dile getirilmektedir.

Okumaya devam et

Dört Elementin İkisi


Su… Dört ana elementten biri. İçinde yaşadığımız bedenimizin ve üzerinde gezindiğimiz dünyamızın ¾’ünü teşkil eden madde. Adına atasözleri, deyimler türettiğimiz yegâne içeceğimiz. Nimetlerin en kutsalı; temizliğin, berraklığın ve güzelliğin timsali…

Gökyüzünde bulutken yağmur, kar ve dolu olup yere inen, yeryüzünde akarsu, göl ve deniz halini alan, yeraltına sızarak yeraltı sularını oluşturan, maddenin üç halinden de fazla hallerde bulunan su.

Tabiatta donduğunda genleştiği bilinen tek madde. Tüm maddeler ısındıkça genleştiği halde su ise bunun tersine donduğunda genleşmektedir. Belki bu, soğuk yerlerde yaşayanlar için eskiden su borularının patlaması olarak eziyete sebep olan bir özellik olarak görülse de aynı zamanda bu, büyük su kütlelerinin donduklarında üsten donmalarını, buzulların hep suyun üzerinde kalmasını, böylece su yüzeyi tamamen donsa bile aşağılarda su sıcaklığının +4°C’lerde kalmasını ve canlı hayatının kesintiye uğramadan devam etmesini sağlayan bir özellik.

Okumaya devam et

İstanbul Boğazından Gemi Geçişleri ve Kazalar


Tarih: 22 Şubat 2006. Yer: İstanbul Boğazı. Olay: Kıl payı kurtululan bir gemi kazası.

Gazetelerde yer aldığı şekliyle olay şu şekilde gerçekleşir. “İstanbul Boğazı, 1979’da ortalığı cehenneme çeviren ve 51 kişinin öldüğü “Independenta” kazasından daha büyük bir faciadan kıl payı kurtuldu. Rusya’dan yüklediği 86 bin ton jet uçak yakıtının ana maddesini oluşturan “kerosen” adlı petrol türevini ABD’ye götürmek üzere dün İstanbul Boğazı’na giren 243 metre boyunda, 57 bin 82 grostonluk tankerin, Boğaziçi Köprüsü altından geçtiği saat 15.00 sıralarında dümeni kilitlendi. Kaptan, sürüklenmeye başlayan tankeri demir atarak durdurmaya çalıştı. Ancak sürüklenmeye devam eden tanker, 180 derece döndü. Tankerde bulunan kılavuz kaptanın ihbarı üzerine Boğaz trafiği kesildi. Kıyı Emniyeti ve Gemi Kurtarma İşletmeleri’ne (KEGKİ) bağlı Kurtarma–2, Kurtarma–3 ve Zübeyde Ana adlı römorkörler tankere müdahale etti. Dolmabahçe Sarayı’na 200 metre kala durdurularak kontrol altına alınan 38 metre genişliğindeki tanker bir buçuk saatlik çalışma sonra Kumkapı açıklarına çekildi.” (Hürriyet, 22.02.2006)

Okumaya devam et

Kuş Gribi ve Yitirdiklerimiz


Kuş gribi Türkiye’de can aldı. Sadece Türkiye’de değil dünya’nın muhtelif yerlerinde de can aldı. Aniden geldi, ansızın yakaladı ve acımasızca vurdu. Yapılanlar yetersiz kaldı belki Türkiye’de ve böylece insana verdiğimiz değeri bir daha görme fırsatımız doğdu. Hayvanlar sahipleri tarafından itlaf ekibine verilmek istenmedi, onun yerine kesip yemeyi tercih etti hayvan sahipleri. Verenler ise koruyucu giysi giymiş itlaf ekibinin elindeki çuvallara kendi elleri ile koydu hayvanını. Ekiplerden bazıları itlaf işini vahşete dönüştürdü ve hayvanları canlı canlı yakmaya kalktı. Sonuçta Türkiye’de kuş gribinden insan öldü, milyonlarca hayvan telef oldu ve tavuk sektörü de büyük bir darbe yedi.

Neyse ki bu sefer ki çok fazla yayılmadan engellenebildi. Ama ya geçmiştekiler. Tarihteki en büyük ölümcül grip 1918–1919 yılları arasında İspanyol Nezlesi olarak adlandırılan ve 20 ila 40 milyon insanın hayatını kaybettiği gripti. Onu, 1957–1958 yıllarında meydana gelen Asya gribi izledi. O zamanda yalnızca ABD’de 70 bin kişi hayatını kaybetmişti. Ve 1986–1989 yılları arasındaki Hong Kong gribinde de yine sadece ABD’de 34 bin kişi hayatını kaybetti. İtlaf edilen hayvan sayısı ise dudak uçurtacak derecede.

Okumaya devam et

Yeni Bir Sayfa Yeni Bir Başlangıç


Acaba hangisi daha önemlidir? Hangisine daha fazla sevinmeliyiz? Üç yüz altmış beş sayfalık bir defteri yazıyla, karalamayla doldurup bitirmeye mi yoksa eskisinin üstüne bir de boş, tertemiz ve yepyeni bir defter almaya mı? Her gün yepyeni, tertemiz bir sayfa veriliyor bizi. Ne yazacağımız, nasıl dolduracağımız bize kalmış. Her şeyi yazmakta ve yapmakta hürüz. Hiç bir kısıtlama ve sınırlandırma yok. Tek şart, yazdıklarımızın silinemiyor ve geri alınamıyor olması, o kadar.

Her gün yeni bir sayfa almaya o kadar alışmışız ki, ilk gördüğümüzde heyecanlandığımız, duygulandığımız, hayrete düştüğümüz şeyler artık bizi heyecanlandırmıyor, duygulandırmıyor ve maalesef hayrete de düşürmüyor. Halbuki üzerinde noktadan da küçük olduğumuz yeryüzü, her gün kendinden milyonlarca, milyarca büyüklükteki bir boşlukta durmadan dönüyor, yeryüzünden defalarca büyük bir ateş kütlesi hiç durmadan, üşenmeden bizi ısıtıyor.

İnsanoğlu saymaya başladığından bu yana 2005. defteri de kapattı ve yeni bir deftere daha başladı; 2006. deftere. Herkese yeni bir defter daha verildi. Bu defter kimisi için belki de ilk defter, kimisi için 10., 20., ya da 50., 60. defter, kimisi için belki de son defter. Bunu bilemeyiz, çünkü sayfalar tek tek veriliyor ve bu defteri 365’e tamamlayıp tamamlayamayacağımız bile meçhul.

Okumaya devam et

VI. Çevre Mühendisliği Kongresi ve Camiamız


Bir çevre felaketi haberi de Çin’den geldi bu sefer. Çin’in kuzeydoğusundaki Jilin eyaletinde bir petro-kimya fabrikasında meydana gelen patlamanın ülkenin en büyük nehrini kirletmesi yüzünden, 3 milyon insan susuzluk tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. Çok geçmeden bir kaçak haberi daha geldi Çin’den. Yetkililerin dikkatsizliğinden midir, yoksa ortada bir sabotaj mı vardır bilinmez ama bu olayların sonucu hiç de iyi değil. Milyon mertebesindeki insanın temiz içme suyundan mahrum kalması gerçekten de üzerinde düşünülmesi gereken ciddi bir sorundur. Umarım yetkililer bir an evvel tedbirlerini alır da insanlara temiz içme suyu ulaştırılabilir ve umarım bu olaylardan ders alınır da bundan sonra daha dikkatli bir şekilde davranılır.

Çin’de içme suyu kaynağına benzen karışması sonucu içme suyu sıkıntısı yaşanırken dünyanın muhtelif yerlerinde milyonlarca insan da yine aynı dertten muzdarip; temiz içme suyu bulamamaktan. Temiz su kaynaklarımızın ne denli az olduğu zaten bilinmekle birlikte var olanları korumak şöyle dursun, yapmış olduğumuz endüstriyel faaliyetler ve üstüne üstlük yapılan kazalar neticesinde de var olanları kirletiyoruz. Kirlenmiş suların arıtılmasının ne denli masraflı ve zahmetli olduğunu sanırım en iyi Çevre Mühendisleri bilirler. Bu sebeple ana amacın; suları kirletip sonra da onları temizlemek için uğraşmak değil, var olan su kaynaklarını korumak ve en iyi şekilde değerlendirmek olması gerektiğini düşünüyorum.

Okumaya devam et

Doğrudan Yana Olmak


Dünya artık o kadar hızlı dönüyor ki olaylara ve gündeme yetişmek için çaba harcamazsanız bir anda kendinizi çok gerilerde bulabiliyorsunuz. Geçen bir ay içerisinde o kadar çok gelişme yaşandı ki hangisine değinsem diye düşünüyorum.

Acaba Pakistan depreminden mi başlamalıyım? Bir evvel ki ay Amerika’da vuku bulan kasırga felaketinden sonra Pakistan depremi belki de yüzyılın felaketiydi. Depremin meydana geldiği ülke gelişmiş bir ülke olmayınca belki de felaketin faturası da olması gerekenden oldukça fazla oldu. Ancak Amerika gibi bir süper gücün karşı karşıya kaldığı felakette onu yalnız bırakmayan ve yardımına koşan dünya ülkeleri Amerikan Kasırgasında göstermiş oldukları hassasiyeti ve yardımseverliği her ne hikmetse -yoksa gelişmiş bir ülke olmamasından mıdır nedir bilinmez- Pakistan için gösteremediler. Vaat edilen yardımların çok azının ulaştığı bildiriliyor. Oysaki bir depremin ne demek olduğunu en iyi bilenler arasında olan bizler hem bu kader arkadaşlığından hem de Pakistan ile olan tarihi bağlarımızdan dolayı yardım için beklenilenler arasında ilk sıralardaydık. Yeterince yardım eli uzatabildik mi konusuna girmiyorum. İnşallah uzatmışızdır, uzatmalıyız da. Fert olarak elimizden geldiği, gücümüzün yettiği kadar yardım etmek boynumuzun borcudur.

Okumaya devam et

Katrina’nın Öğrettikleri


Eylül ayının en önemli gelişmelerinden biri hiç şüphesiz Amerikanın başına gelen Katrina kasırgasıydı. Yüzlerce insanın ölümüne ve binlercesinin de evsiz barksız kalmasına sebep olan Katrina Kasırgası Amerikan yönetimine de milyarlarca dolar zarara mal oldu.

Zaman geçtikçe felaketin boyutları da ortaya çıkmakta. Hızı saatte 300 kilometreye kadar çıkan kasırganın, 1000’e yakın kişinin ölümüne ve 30 milyar dolarlık hasara yol açtığı söyleniyor. Bu hasar tahmini daha da artabilir. Katrina’nın ayrıca Louisiana’dan Florida’ya uzanan bölgede 750 binden fazla hanenin elektriklerinin kesilmesine yol açtığı, bütün bu hanelerin tamamına tekrar elektrik verilebilmesinin ise iki ayı bulabileceği ifade ediliyor. Katrina kasırgası nedeniyle New Orleans kıyı bölgesinde tahminen 40 bin evin su altında kaldığı, bazı yerlerde su yüksekliğinin evlerin ikinci katına kadar çıktığı ifade ediliyor. Şehirdeki su şebekesinde meydana gelen tahribat yüzünden şebeke suyunun kaynatılmadan içilemeyecek durumda olduğuna dikkat çekiliyor.

Okumaya devam et

ÖSS ve Hayat


1.851.618 başvuran aday, 378.730 dört yıllık bir bölüme yerleşen aday ve 15.554 boş kalan kontenjan. Bir ÖSS imtihanı daha böyle geçti ve sevineni, üzüleni ile başvuran 1.851.618 adayın sadece ve sadece 378.730 adayı dört yıllık bir yükseköğretim programına yerleştirildi. Ancak buna karşın 15.554 kişilik kontenjan da boş kaldı. Birçok gencin ümidi artık bu 15.554 kişilik boş kontenjan. Yerleşen 378.730 kişi yerleştirildikleri yerlerden memnun mudur bilinmez ama hiç yerleşemeyen bir buçuk milyona yakın insan ise şüphesiz üzgün.

Bizim bölümümüz bazında baktığımızda; Yıldız Teknik Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümüne 2005-ÖSS sonucuna göre 52 kişi kayıt hakkı kazanmış. Bu sayıya dikey geçiş ile gelenler ve zaten bir yükseköğretim kurumunda okuyup da yeniden sınava giren ve bölümümüze yerleşen kişiler dâhil değillerdir. Onları da eklediğimizde bu dönem bölümümüze kayıt yaptırmaya hak kazanmış öğrenci sayısının 60 dayandığını görüyoruz. Bölümümüze talebin olması ve hatta bu talebin artmış olması elbette bizleri sevindirmekte.

Okumaya devam et

Merhaba


Hayatımın en önemli gecelerinden biri; tercih formlarının son teslim tarihinden evvel ki gecedir. O gece tercih listemde olmayan bir bölümü başka bir tercihimi silerek tercih etmiş ve kaderin bir cilvesi olarak da o bölüme girmiştim. Evet, o bölüm Çevre Mühendisliği idi.

Hakkında pek fazla bilgiye sahip olmadığım bölümümü ancak okurken tanıma fırsatı buldum. Okudukça bölümümü sevdim, sevdikçe de “iyi ki bu bölümü seçmişim” dedim. Bu konuda bana emeği geçen hocalarıma ve aileme teşekkür etmeyi bir borç bilirim.

Bugün bir Çevre Mühendisi olarak bölümümü herkese tavsiye etmekten çekinmiyor, hatta zevk alıyorum.

Bu sebepledir ki şahsî sayfamda da bölümüm ve mesleğim hakkında bilgi paylaşımına girmek istedim. Elimden geldiğince mesleğimizi tanıtıcı ve bilgilendirici dosya veya bağlantılara yer vermek istiyorum. Bu konuda sizlerin de yardımını almaktan mutluluk duyacağım.

Sevgi ve saygılarımla,

Kâmil VARINCA