Bir yanda Dünya Sağlık Günü diğer yanda ölümler


529idamBugün (7 Nisan), Dünya Sağlık Günü (eng: World Health Day) idi. İnsan sağlığının korunması ve geliştirilmesi çağrıları yapıldı. Yani insanı hayatta tutmanın, yaşatmanın önemi vurgulandı.

Ama diğer yandan da aynı gün dünyanın farklı coğrafyalarında binlerce insan açlık, susuzluk, kıtlık, yetersiz beslenme, hastalık vb sebeplerden ölüyor, üstüne üstlük binlercesi de terör ve savaş sonucu öldürülüyorlar.

Bugün; Suriye’de, Filistin’de, Orta Afrika’da, Arakan’da ve daha birçok yerde insanlar yerlerinden yurtlarından ediliyor, işkenceye maruz bırakılıp öldürülüyorlar.

Bizler, ellerinden bir şey gelemeyenler, tüm bu yaşananlar ile her gün biraz daha üzülüyor, engel olamamanın utancı ile de her gün biraz daha suskunlaşıyoruz. Ama bizim de elimizde bir silahımız var; dua. Duanın sadece sözlerle değil, fiillerle de yapıldığını hepimiz biliyoruz. Bu sebeple hem sözel dualarımızı yapabilir, hem de kötülüğe fiilen mani olamıyorsak bile onu duyurup engel olabileceklere de ulaşmasını sağlayabiliriz.

Mesela Mısır’da darbe yönetiminin darbe karşıtı 529 kişiye 20 dakikalık bir duruşma sonucu idam cezası vermesine tepkimizi ortaya koymalıyız. Bu karara karşı çıkıyor, idamların infazının durdurulmasını talep ediyoruz.

Bu konuyla alakalı olarak http://529kardesinasiliyor.com/ adında bir site ve beraberinde imza kampanyası açılmıştır. Siz de bu sitedeki veya aşağıdaki kampanyalara imzanız ile katılabilir, yayılmasını sağlayabilirsiniz.

Twitter’da da @529idam adında bir hesap açılmış ve konu ile alakalı paylaşımlar yapılmaktadır. Ayrıca konu ile gelişmeler aşağıdaki tabelalar ile paylaşılmaktadır.

  • #529KardeşinAsılıyor
  • #KardeşlerimİçinAdımAt
  • #İdamaDurDe
  • #529KardeşineSahipÇIK
  • #TürkiyedenMısıraDUA
  • #StopExecutionsinEgypt
  • #WorldSilentForExecutionInEgypt
  • #Save529EgyptianLives
  • #EGYPT529

Hürmet, muhabbet, selam ve dualarımla,

Kâmil VARINCA

NACE Rev.2


NACE, fra: “Nomenclature Statistique des activités économiques dans la Communauté Européenne” ifadesinin kısaltılması olup (eng: Statistical Classification of Economic Activities in the European Community) “Avrupa Topluluğunda Ekonomik Faaliyetlerin İstatistikî Sınıflaması” anlamına gelmektedir. Yani ekonomik faaliyetlerin sınıflandırılması ve kodlanması işlevini yerine getirir. Böylelikle birçok istatikî bilgi daha doğru ve ayrıntılı elde edilebilir. NACE, 6 haneli bir kodlama sistemi olup şu an yenilenmiş 2. sürümü yürürlüktedir. Kod listesi yasal bir belge olup Avrupa Komisyonu tarafından yayımlanmaktadır. Türkiye’nin AB üyelik müzakereleri ve uyum süreci dâhilinde ülkemizde de kullanılmaya başlanmıştır.

NACE ve kodları hakkında en güzel hazırlanmış belgelerden biri içerisinde AB Resmî Gazete’sinde yayımlamış kararın da yer aldığı NACE Rev.2 Statistical classification of economic activities in the European Community başlığı ile yayımlanan Eurostat belgesidir.

Diğer sınıflandırmalar ülkelere göre şöyledir;

By Kâmil VARINCA Posted in Yazı

Bağıl Değerlendirme Sistemi


Bir eğitim-öğretim sistemi; eğitim ihtiyacının tespiti, müfredatın belirlenmesi, müfredatın uygulanması, ölçme ve değerlendirme gibi her biri başlı başına önemli olan birçok aşamadan meydana gelmekte ve verilen eğitimin istenen amaca ulaşabilmesi için bu aşamalardan her birinin hakkıyla ve layıkıyla yerine getirilmesinin mecburiyeti de bir hakikat olarak karşımızda durmaktadır. Verilen bu eğitimin amacına ulaşıp ulaşamadığının tespiti maksadıyla yapılan ölçme ve değerlendirmede ölçme, verilen eğitimin talebe tarafından ne derecede alındığının ve özümsendiğinin; değerlendirme ise ölçüm neticelerinin anlamlandırıldığı ve eğitimin başarısının tespit edildiği aşamadır. Değerlendirmenin doğru yapılabilmesi için değerlendirme için kullanılan verilerin doğruluğu çok önemlidir. Bu bakımdan ölçme adımı başlı başına önemli bir konu olduğundan ayrıca bir yazı konusu olup bu yazının kapsamı dışında tutulmuştur. Değerlendirme konusunda ise zaman içerisindeki değişikliklerle beraber farklı yöntemler geliştirilmiştir. Klasik yöntem olarak adlandırılan ve hâlâ birçok yerde kullanılan sistemde öğrencinin başarısı diğer öğrencilerden bağımsız olarak değerlendirilmekte ve notlandırılmaktadır. Klasik yöntemin dezavantajlarını bertaraf etmek maksadıyla Bağıl Değerlendirme Sistemi adında bir başka değerlendirme yöntemi tasarlanmıştır ki adından da anlaşılacağı üzere bu sistemde bir öğrencinin bir dersteki başarısı o dersi alan diğer öğrencilerden bağımsız olarak değil bir bütünün parçası olarak o bütüne kıyas edilerek yani performansına göre değerlendirilmekte ve notlandırılmaktadır. Performansın anlamı, bir öğrencinin sınıf ortalamasına göre ne durumda yani sınıfında hangi konumda olduğudur. Bir öğrencinin sınıftaki konumu ifade etmenin en iyi yolu ise o öğrencinin sınıf ortalamasının ne kadar altında veya üstünde olduğunu belirlemektir. Ancak ölçülen tüm büyüklüklerde olduğu gibi bunu da bir ölçü birimi (referans) ile tanımlamak gerekmektedir. Öğrencilerin ortalamaya göre konumlarını saptamada ölçü birimi olarak sınıftaki notların standart sapması kullanılır. Her öğrencinin ortalamadan ne kadar yukarıda veya aşağıda yer aldığı, standart sapma ölçeğine göre ifade edilir. Elde edilen bu sayıya o öğrencinin standart skoru denir. Şimdi bu sistemin adımlarını tek tek irdeleyelim.

By Kâmil VARINCA Posted in Yazı

Kamu Spotları


Bilirsiniz televizyonlarda bazen kamu spotu adı altında kısa süreli bilgilendirici filmler oluyor. Bazılarını çok beğeniyorum. Ne zamandır da bu videoları internetten nasıl bulacağımı merak ediyordum. Çünkü bu kamu spotlarının yayımlandığı resmi bir yer yok. Hazırlayanların internet sitelerine girip baktığınızda ise maalesef sanki yayılmasını istemiyorlarmış gibi tüm kamu spotlarını bulamıyorsunuz. Ancak bu kamu spotlarının bazıları bence her zaman kullanılabilecek nitelikte ve geçerlilikte. Bu sebeple de bunların her daim yayınlandığı ve bulunabileceği bir yer olmalı diye düşünüyorum  Şimdiye kadar eli yüzü düzgün böyle bir yer bulamadığım için hayrına biri çıkıp bir internet sitesinde bunları bir araya getirip yayınlasa ne güzel olur diye düşünüp dururdum. Bu konuyu şöyle bir araştırırken öğrendim ki bu kamu spotları öyle gelişigüzel hazırlanıp yayımlanamıyormuş zaten. RTÜK’ün onayından geçmesi gerekiyormuş. Bu konu ile ilgili olarak RTÜK’üm Kamu Spotları başlığı ile bir de sayfası bulunuyormuş ve bu sayfa altında meğer güncel kamu spotlarının videoları da bulunmaktaymış.

Okumaya devam et

SIL International (Summer Institute of Linguistics, Inc)


SIL International kâr amacı gütmeyen bir uluslararası sivil toplum kuruluşu imiş. Aşağıda kendilerinden iktibas ettiğim metni okuyunca siz de en az benim kadar şaşıracaksınızdır. Zira kendine yüklediği misyon ve yaptıkları gerçekten de öyle az buz şeyler değil ve üstüne üstlük çok önemli bir konu. İşte aşağıda iktibas ettiği metin hem de kendi tanıtım kitapçıklarından hem de Türkçe.

Kitapçığa erişmek isterseniz http://www.sil.org/sites/default/files/sil-intl-flagship-turkish.pdf adresinden ulaşabilirsiniz. Eğer diğer dillerdeki kitapçıklara erişmek isterseniz onlar için de  adresini ziyaret edebilirsiniz.

Okumaya devam et

By Kâmil VARINCA Posted in Yazı

Açık Ders Malzemeleri Kaynakları


Hayat bir öğrenme serüveni. Bazen merakımızdan ve gayretimizden bazen de kendiliğinden veya mecburiyetten yeni şeyler öğreniriz ama ölünceye kadar sürekli yeni şeyler öğrenmeye devam ederiz. Ülkemizde maalesef her isteyen her istediği üniversiteyi/bölümü okuyamıyor. Çünkü talebe göre arzımız yok. Bu yüzden üniversiteye girişler sınavla. Dileriz bir gün arz-talep dengesi oluşur ve o zaman isteyen istediği bölümde okuyabilir ama o zamana kadar ancak imkânlar dahilindeki kişi okuyabilecek. Ama üzülmemek lazım zira üniversiteye gidemesek de açık ders diye bir şey var.

Açık Ders, tüm dünyadaki öğretim elemanları, öğrenciler ve kendi kendine öğrenenler için hazırlanmış ücretsiz ve açık eğitsel kaynaklara sahip olan derslerdir. Açık Ders Malzemeleri, öğretim kaynaklarının internet üzerinden aktarımı esasına dayanmaktadır. Açık Ders Malzemeleri öğrencilerin dersle ilgili kaynaklarını zenginleştirirken öğretim üyelerine de verdikleri derslerin içeriklerini benzer dersleri verenlerle karşılaştırma, bunlardan yararlanma ve bunları geliştirme olanağı sağlamaktadır. Ayrıca kendini geliştirmek isteyen herkesin yararlanabileceği açık ders malzemeleri bu yönüyle yaşam boyu öğrenme için önemli bir kaynak oluşturmaktadır.

Okumaya devam et

Kamu Personelinin Maaşlarının Hesabına Esas Tutulan Katsayılar ve Ödemeler


Memurlar arasında en çok merak edilen ve bir o kadar da bilinmeyen konular arasında maaş hesabına esas tutulan katsayılar ve ödemelerin nasıl hesaplandığı konusudur. Kamu Görevlilerinin maaşlarına esas tutulan katsayı ve ödemeler artık toplu sözleşmeler ile belirlenmektedir. Güncel durum aşağıdaki gibidir.

Katsayı ve Ödemeler

Geçerlik Başlangıcı

01/01/2014

01/07/2014

01/01/2015

Maaş Katsayısı

0,076998

0,076998

 0,079095
Taban Aylık Katsayısı

1,205274

1,205274

 1,238580
Yan Ödeme Katsayısı

0,024416

0,024416

 0,025081
En Yüksek Devlet Memuru Aylık Göstergesi

8.000

8.000

 8.000
Ek Göstergesi

1.500

1.500

 1.500
Aylığı (Ek gösterge dâhil) [(Aylık Gösterge + Ek Gösterge) x Maaş Katsayısı]

731,48

731,48 751,40
Aile Yardımı Ödeneğine Esas Gösterge Rakamları (1) Eş için

2.134

2.134

 2.134
6 yaşından küçük çocuk için

500

500

 500
6 yaş ve üzeri çocuk için

250

250

 250
Aile Yardımı Ödeneği Tutarı (Eş ve Çocuk Yardımlarının Toplamı) (6 yaşından küçük 1 çocuk için) 202,81

202,81 208,34
Doğum Yardımı Ödeneğine Esas Gösterge Rakamı (2) 2.500

2.500 2.500
Doğum Yardımı Ödeneği Tutarı (Gösterge Rakamı x Maaş Katsayısı) 192,50

192,50 197,74
Ölüm Yardımı (3) Eş ve Çocuğun Ölümü Halinde [En Yüksek Devlet Memuru Aylığı (Ek gösterge dâhil) x Maaş Katsayısı] 731,48

731,48 751,40
Memurun Ölümü Halinde [En Yüksek Devlet Memuru Aylığı (Ek gösterge dâhil) x Maaş Katsayısı x 2] 1.462,96

1.462,96 1.502,81

(1) Devlet Memurları Kanununun 202. maddesi (Aile yardımı ödeneği)
(2) Devlet Memurları Kanununun 207. maddesi (Doğum yardımı ödeneği)
(3) Devlet Memurları Kanununun 208. maddesi (Ölüm yardımı ödeneği)

İlgili Belgeler

  1. Kanun, “Devlet Memurları Kanunu“, Kanun no: 657, Resmî Gazete tarih-sayı: 23/07/1965-12056.
  2. Bakanlar Kurulu Kararı, “Kamu Personelinin Maaşlarının Hesabına Esas Tutulan Katsayıların Yeniden Tespiti ve İlgili Mevzuatı Uyarınca İstihdam Edilen Sözleşmeli Personelin Ücretlerinin Artırılması, Devlet Memurlarına Ödenecek Zam ve Tazminatlar ile Bazı Kararlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Karar“, Karar sayısı: 2011/1241, Resmî Gazete tarih-sayı: 05/01/2011-27806.
  3. Bakanlar Kurulu Kararı, “Kamu Personelinin Maaşlarının Hesabına Esas Tutulan Katsayıların Tespiti ve İlgili Mevzuatı Uyarınca İstihdam Edilen Sözleşmeli Personelin Ücretlerinin Artırılması ile Bazı Kararlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Karar“, Karar sayısı: 2011/2022, Resmî Gazete tarih-sayı: 05/07/2011-27985 (2. mükerrer).
  4. Bakanlar Kurulu Kararı, “Kamu Personelinin Maaşlarının Hesabına Esas Tutulan Katsayıların Yeniden Tespiti ve İlgili Mevzuatı Uyarınca İstihdam Edilen Sözleşmeli Personelin Ücretlerinin Artırılması, Devlet Memurlarına Ödenecek Zam ve Tazminatlar ile Bazı Kararlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Karar“, Karar sayısı: 2012/2663, Resmî Gazete tarih-sayı: 10/01/2012-28169.
  5. Kamu Görevlilerinin Geneline ve Hizmet Kollarına Yönelik Mali ve Sosyal Haklara İlişkin 2014 ve 2015 Yıllarını Kapsayan 2. Dönem Toplu Sözleşme, Resmî Gazete tarih-sayı: 14/08/2013-28735.

Yeni anayasa çalışmalarına siz de katkı verin


Bilindiği üzere ülkemizde yeni anayasa çalışmaları gündemin diğer gelişmelerinin yanında usulca sürüyor. Uzlaşma Komisyonu görüş toplamaya devam ediyor. Ancak görünen o ki her konuda olduğu gibi bu önemli konuda da millet olarak gereken önemi vermiyor ve harekete geçmiyoruz. Her zaman ki gibi şikâyet ediyor, söyleniyor ama gerçek manada bir şeyler yapmıyoruz. Mesela yeni anayasa çalışmalarını bilgilendirici bir site var: http://yenianayasa.tbmm.gov.tr/ Sitenin ziyaretçi sayısına baktığınızda şaşırıyorsunuz. Çünkü 72 milyonluk bir ülkenin herkes tarafından değiştirilmesi istenen anayasası üzerine bir site açılıyor ve sadece 8 bin küsur kişi tarafından ziyaret ediliyor. Görüş gönderenlere bakıyorsunuz, çok az. Hele asıl içler acısı bir durum var ki o da üniversitelerin olaya yaklaşımı. Şu ana kadar tek bir üniversite görüş bildirmiş, o da vakıf üniversitesi. Nerede diğer üniversiteler? Nerede bu anayasadan şikâyet edenler? Şimdi değiştirilmeye çalışılıyor, yok mu kimsenin söyleyecek bir sözü ve fikri?

Benim söyleyecek sözüm vardı ve söyledim. 31 Aralık tarihine kadar siz de şahıs olarak görüşlerinizi bildirebilirsiniz. Lütfen sadece şikâyet etmeyin. 5-10 dakikanızı ayırın ve yeni anayasadan beklentilerinizi, nasıl bir ülkede yaşamak istediğinizi kaleme alın ve gönderin. Zamanınız varsa biraz kafa yorun, düşünün ve öylece yazın. Hakkınızı kullanın. Sonra yeni çıkacak olan anayasadan da şikâyetçi olmayalım. Zira biz yazmazsak bizim adımıza başkaları yazacak zaten anayasayı. Kendinizi kendiniz ifade edin, bu hakkınızı başkalarına bırakmayın. Önümüze gelen bu fırsatı iyi değerlendirelim.

Hürmet ve muhabbetlerimle efendim,

Kâmil VARINCA

Kurban ve Bayramını Anlamak – Kurban Bayramı Tebriği (1432)


Kurban Bayramı, İslam âleminin İslami/Hicri takvime göre Zilhicce ayının 10 ilâ 13. günleri arasında 4 gün olarak kutladığı en önemli dinî bayramıdır. Dinî bayramlar İslami/Hicri takvime göre oldukları için Gregoryen/Miladi takvim kullanan Türkiye gibi beldelerde bu mübarek günler her sene farklı zamanlara tekabül ederler. Bu seneki Kurban Bayramı da 6-9 Kasım 2011 tarihlerine tekabül etmiştir.

Bayram kelimesinin aslı olduğu ileri sürülen farsça “bazrâm” veya “bezrem” kelimesi, sevinç ve eğlence günü manasına gelir ki Arapça’sı “ıyd”, çoğulu “a’yâddır”. Bu sebeple Türkçe’de de bayram tebriğine “ta’yîd”, bayramlaşmaya da “muayede” denilir. Kurban Bayramına aynı zamanda “Iydü’l-edhâ/Yevm-i Edhâ” ve “Iydü’n-nahr/Yevm-i Nahr” da denilmektedir. Nahr, deveyi kurban etmek demektir. Edhâ ise kurbanlık hayvanın ismidir. Yani kurbanlık hayvanı kesme bayramı manasına gelir. Kurban ise kelime olarak k-r-b kökünden mastar olarak “yaklaşmak”, isim olarak ise “hizmetiyle sultana yakınlaşmış kişi” manasına gelir. Istılâhî (terimsel) olarak “Allah’a manen yakınlaştıran şey”; dinî olarak da “vasıfları tanımlanmış belirli kişilerin, yine vasıfları tanımlanmış belirli havyanları, belirli bir vakitte Allah rızası için ibadet niyetiyle kesmesi” manasındadır.

Okumaya devam et

Prof. Dr. Ferruh ERTÜRK’ün hatırasının yaşatılması için bir teklif


Bilindiği üzere Yıldız Teknik Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölüm Başkanı hocamız Prof. Dr. Ferruh ERTÜRK, 24 Ağustos 2011 tarihinde vefat etmişti. Eski mezunlarımızdan, şimdi ABD’de yaşayan Feryal GÜLER o tarihte bir teklifte bulunmuştu; hocamızın ismi okulda bir yere verilsin diye. Ben de bu teklifi 7/24 Yıldızlı Hat vasıtasıyla Rektörlük’e ilettim. Ancak o tarihten bu yana herhangi bir cevap alamadım.

Hocamızın isminin ve hatırasının yaşatılması ve yıllarca emek verdiği üniversitesinin ve öğrencilerinin vefa borçlarını bir nebze de olsa ödeyebilmek için Hocamızın isminin Üniversite içerisinde bir mekâna verilmesinin oldukça güzel bir fikir olduğunu düşünüyor ve destekliyorum. Feryal Hanıma da fikir için çok teşekkür ediyorum.

Ben şahsen mekân olarak Davutpaşa’da yeni yapılmakta olan Kongre Merkezine Hocamızın isminin verilmesini teklif ediyorum.

Siz de bu fikri güzel bulduysanız ve desteklemek isterseniz YTÜ 7/24 Yıldızlı Hat‘a konuyu anlatan bir mesaj yazıp talepte bulunun. Neticeyi ise hep birlikte görelim. Sizlere verilen cevapları lütfen bizimle de paylaşın.

Kâmil VARINCA

Okumaya devam et

Bir güzel insanı uğurladık – Prof. Dr. Ferruh ERTÜRK anısına


Dün, son vazifemizi yaptık ve bir güzel insanı son yolculuğuna uğurladık. Dün; hocam, doktora tez izleme jürim, Yıldız Teknik Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ferruh ERTÜRK hocamızı kalabalık bir seven topluluğu ile birlikte dualarla ebedî istirahatgâhı olan Karacaahmet Mezarlığına defnettik.

Bir mübarek zaman diliminde, bir Ramazan ayının kutlu gününde ayrıldı aramızdan (24 Ramazan 1432-24 Ağustos 2011). Ne olduğunu anlayamadan, aniden…

İlk defa 2002 senesinde yüksek lisans mülakatında tanımıştım kendisini. İlk göze çarpan sakalıydı. Üniversitede sakallı bir hoca görmek pek de alışık olmadığımız bir durumdur. Sonrasında dersini alarak daha yakından tanıma fırsatı bulmuştum. Asıl teşrikimesaimiz ise 2004 senesinde Bölüme araştırma görevlisi olarak alınmam ile başlamıştı. O ilk günü hiç unutmam. O gün araştırma görevlisi alım neticelerini Fen Bilimleri Enstitüsü panolarında öğrenmiş, şimdi ne yapacağım sorularıma karşı Bölüme yönlendirilmiştim. Bölüme gelip Ferruh Hocaya durumu izâh edip araştırma görevlisi olduğumu söylemiştim. O da gözlüğünü çıkarıp “hımm, hayırlı olsun” deyip beni yan tarafta Bölüm Başkan Yardımcılarına ayrılmış ancak kullanılmayan odaya götürmüş ve burası senin olsun deyip boş masadan birine oturtup gitmişti. Biraz sonra da gelerek “Sana ilk işini vereyim” deyip EPA’nın emisyon faktörlerini bulup raporlamamı istemişti. Araştırma görevliliğim ve hoca ile olan teşrikimesaimiz de böylece başlamış olmuştu.

Okumaya devam et

Amerikan Kongre Kütüphanesi (Library of Congress, LOC)


Bugün internetteyken yolum bir şekilde Amerikan Kongre Kütüphanesine (http://www.loc.gov/) düştü. Oldukça geniş kapsamlı bir kütüphane. Neredeyse her konuda az veya çok birşeyler var. Yolunuz Kongreye düşerse kitapları nerede bulacağınız da yazıldığı için merak ettiğiniz kitabı alıp okuyabilirsiniz.

Arşivde öyle kitaplar, öyle kitaplar var ki şaşar kalırsınız. Ben bazı anahtar kelimeler ile aratma yaptım da şaştım kaldım bile. Ne kitaplar, ne yazarlar ve ne konular var. Kimler neler yazmış, ne kitaplar varmış. Ve en ilginci ise bu kitapların Kongre Kütüphanesinde bulunuyor olması. İlginç bulduğum kitapların listesini çıkarayım dedim ama sayı oldukça arttığı için vazgeçtim.

Okumaya devam et

Memurun Ailevi Hakları


Geçen hafta bir oğlum oldu. Onun gelişi hakikaten tarifi imkânsız bir sevinç getirdi bize. Baba olmak çok güzel bir hismiş ve herkese tavsiye ederim. Öyle ki neden daha önce baba olmadım ki diye düşünmeden edemedim.

Oğlumun dünyaya gelişi ile ücretli çalışan biri olduğum için yasal olarak yapmam gereken işler vardı. Aslına bakarsanız hiçbirini bilmiyordum ama başa gelince bir şekilde öğreniliyor. Eğer araştırmamışsanız veya biri size anlatmamışsa haklarınızı kullanamıyor, maddi-manevi kayıplara uğruyorsunuz. Ben de başa gelmeden haklar bilinsin ve ona göre davranılsın diye bu yazıyı kaleme alma ihtiyacı hissettim. Zira idare bildirim görevini çalışana vermiş. Siz bildirecek, siz isteyeceksiniz. Yoksa idare durduk yere haklarınızı size vermiyor. Zaten bence değişmesi gereken en önemli şey bu zihniyet. Haklar güvence altına alınmalı ve ne şart altında olursa olsun hak, sahibine verilmeli. Bunu idarenin takip etmesi gerekir. Yoksa ben de bütün mevzuatı okuyup öğrenmek zorunda kalacak, haklarımı daima kendim talep ve takip edeceksem masanın diğer tarafındakilerden ne farkım kalır ki? Onlar ne iş yapacaklar?

Okumaya devam et

Nasıl Bir Üniversite?


Değişen dünya ve hayat şartları neticesinde üniversitelerin yapıları ve üslendikleri vazifeler de tartışılır oldu. Asrın gerekleri yönünde üniversitelerin değişmesi ve yenilenmesi gerektiği her fırsatta çeşitli kesimlerce dillendirilmektedir. Şahsen ben de bir üniversite çalışanı olarak, yani içeriden bir gözle bu konuda belli başlı izlenim ve fikirlere sahibim. Ayrıca gördüklerim, duyduklarım ve yaşadıklarım doğrultusunda bir üniversitenin nasıl olması gerektiği konusunda hep düşünmüşümdür. Hakikaten de bir üniversite acaba nasıl olmalıdır?

Nasıl bir üniversite sorusu aslında ilgili tüm tarafların etraflıca konuşması ve tartışması ile sonuca varılabilecek devingen ve mühim bir sorudur. Ancak ben de içinde olan biri olarak bu soruya ayrıntılı olmasa da kendimce bir cevap vermek isterim.

Sözlüğe baktığınızda Üniversite “Bilimsel özerkliğe ve kamu tüzel kişiliğine sahip, yüksek düzeyde eğitim, öğretim, bilimsel araştırma ve yayın yapan fakülte, enstitü, yüksekokul vb. kuruluş ve birimlerden oluşan öğretim kurumu” olarak tanımlanıyor. Mantıken de düşündüğünüzde üniversite kavramı ile hep yüksek bir eğitim-öğretim verilen ve araştırma yapılan yerin anlatılmak istendiğini görürüz.

Okumaya devam et

Sabit ve cep telefonlarını aramanın en ucuz yolu: VoIP


Şu an yurt dışında olduğum için Türkiye’den aranma ve Türkiye’yi aramanın en ucuz yollarını araştırıyorum. Bunun için VoIP (Voice Over Internet Protocol), IP üzerinden ses iletimi için kullanılan bir protokol varmış. Yani internet üzerinden ses aktarımı. Bu hizmetten faydalanabilmeniz için VoIP hizmet sağlayıcılarından birine üye/kayıt olmanız gerekiyor. Böylece oldukça makul ve ucuz fiyatlar ile konuşabiliyorsunuz.

Şu an için (2010 Aralık) Türkiye sabit telefonlarını aramanın en ucuz yolu bedava aramak. Türkiye’nin sabit telefonlarını bilgisayarınızdaki VoIP programı aracılığıyla bedava arayabileceğiniz VoIP hizmet sağlayıcıları: Poivy, Nonoh, Smslisto, Telbo ve VoipWise. Türkiye cep telefonlarını aramanın en ucuz yolu ise yine bilgisayarınızdaki VoIP programı aracılığıyla EasyVoip veya CheapVoip ile dakikası 0,025 $ yani yaklaşık 4 kuruş.

Okumaya devam et

Bhopal Felaketi


Bundan tam 25 sene evvel, 3 Aralık 1984 sabahı Hindistan’ın orta kesimindeki Madhya Pradesh eyaletinin merkezi Bhopal’da tarihin en korkunç endüstriyel kazalarından biri meydana geldi. ABD şirketi Union Carbide Corporation’ın Hindistan’daki kuruluşuna ait bir böcek ilacı fabrikasından yaklaşık 45 ton metil izosiyanat gazı çevreye yayıldı. Fabrikanın çevresindeki yoğun nüfuslu mahallelerde yaşayanların çoğu hemen öldü, panik sonucunda on binlerce kişi şehirden kaçtı.

Resmi verilere göre bu olay neticesinde 2.500 kişi öldü ancak gerçekte ölenlerin sayısının bundan çok daha fazlası olduğu söyleniyor. Hindistan Hükümetinin, ABD, yatırımlarından vazgeçmesin diye ölü sayısını düşük gösterdiği de iddialar arasında. Fabrikadan yayılan zehirli gaz nedeniyle solunum sorunlarıyla karşılaşan ve gözleri zarar gören 50 bin kişinin tedavisinde yerel sağlık merkezleri yetersiz kaldı. Union Carbide firması bir “ticari sır” olduğu gerekçesiyle toksik maddenin adını bile açıklamaktan kaçındı. Bu durum, zehirlenenlere bir tanı konmasını imkânsız kılarken, hastanelerde ölümlerin artmasına yol açtı. Sonraki incelemelerde, kazanın eksik kadroyla çalışan fabrikada güvenlik ve işletme standartlarına uyulmamasından kaynaklandığı ortaya çıktı.

Okumaya devam et

Çevre Denetimi Yönetmeliğinde Değişiklik


Ülkeler çıkardıkları yasal mevzuatlar ve bu mevzuatlardaki değişiklikler ile hep daha iyiye, daha güzele ve en doğrusuna ulaşmak gayreti içerisindedirler. Yani bir gelişme söz konusudur. Ancak konu bizim ülkemiz olunca işler biraz değişiyor. Çıkarılan kanuni düzenlemeler ve mevzuatta yapılan değişikliklere bakınca ileriye gitmek yerine sanki geriye gidiyor gibiyiz. Üstelik bu sadece birkaç kanun veya yönetmelikte değil son dönemde yürürlüğe giren veya değiştirilen çoğu mevzuat için geçerli.

Mesleğimiz açısından en önemli değişiklik; Çevre ve Orman Bakanlığı’nca 21 Kasım 2008 tarih ve 27061 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Çevre Denetimi Yönetmeliğinde 22 Ekim 2009 tarih ve 27384 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yapılan değişiklik olsa gerek. Zira ilkiyle Çevre Mühendislerine sınav şartı aranmaksızın Çevre Görevlisi Sertifikası verilirken, ikincisiyle bu hak Çevre Mühendislerinin elinden alınmış ve onların da diğer meslek dalları gibi eğitime girip sınavdan başarılı olmak şartıyla bu belgeyi almaya hak kazanabilecekleri yazılmıştır. Yönetmelikten anlaşılmaktadır ki; dört yıllık bir lisans programının doğrudan ilgi alanına giren bir işin yapabilmesi için o programdan mezun olmak yetmemekte, diğer programlardan mezun olanlarla aynı kefeye konulmak suretiyle 100 saatlik bir eğitimi daha almak ve başarmak gerekmektedir. Utanç duyulası bir durum. Çünkü böylesine bir düzenleme yalnız Çevre Mühendisliğinde var ve bu da onlara aynı ismi taşıyan Bakanlık tarafından yapılıyor.

Okumaya devam et

Ambalaj Atıkları ve Dumansız Hava Sahası


Ayın yedisinde Eminönü’ndeki tarihi binalarında hizmet veren Marmara ve Boğazları Belediyeler Birliği’ndeydik. Prof. Dr. M. Talha Gönüllü, “Ambalaj Atıklarının Sürdürülebilir Geri Dönüşümü ve Tüm Taraflarla Birlikte Belediyelere Düşen Görevler” başlıklı bir seminer verdi.

Marmara ve Boğazları Belediyeler Birliği ülkemizdeki Belediye Birlikleri içerisinde en faal olanlarından biri. İnternet sitelerini (http://www.marmara.gov.tr) ziyaret etmenizi ve ilginizi çekeceğine inandığım düzenlendikleri eğitimlere de katılmanızı tavsiye ederim.

Temmuz ayında da olsak böyle bir etkinliğe katılımın beklentinin üzerinde olması gerçekten sevindiriciydi. Seminerin basındaki haberleri için şu adresleri ziyaretleri edebilirsiniz.

Okumaya devam et

TÜRKAY 2009 Türkiye’de Katı Atık Yönetimi Sempozyumu


Yıldız Teknik Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü olarak birincisini 2007 yılında gerçekleştirdiğimiz TÜRKAY Türkiye’de Katı Atık Yönetimi Sempozyumunun ikincisini 15-17 Haziran 2009 tarihlerinde YTÜ Oditoryum ve Sergi Salonunda gerçekleştirdik. Ülkemizde katı atık yönetimi ile alakalı tüm tarafları bir araya getirmeyi amaçlayan sempozyuma bu sene de yoğun bir ilgi vardı.

Sempozyumun açılış panelinde “Türkiye’de Katı Atık Yönetimi’nin dünü, bugünü ve yarını” konusu T.C. Çevre ve Orman Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel Müdürü Prof. Dr. Lütfi AKÇA, T.C. Çevre ve Orman Bakanlığı Atık Yönetimi Daire Başkanı Sn. A. Mahir ERDEM, İstanbul İl Çevre ve Orman Müdürü Doç. Dr. M. Emin BİRPINAR, İBB Çevre Koruma ve Kontrol Daire Başkanı Doç. Dr. İbrahim DEMİR ve Fatih Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet BORAT tarafından geçmişte yaşanan çarpıcı olaylar ve izlenimler dile getirilerek aktarıldı.

Okumaya devam et

YTÜ İnşaat Fakültesi Taşındı


1989 yılında kurulan YTÜ Çevre Mühendisliği Bölümü aradan geçen 19 senenin ardından Yıldız yerleşkesindeki mekân yetersizliğinden dolayı bugün artık Davutpaşa’da İnşaat Fakültesi için yapılmış olan yeni modern binasına taşındı.

Hangi iş yapılırsa yapılsın eğer iş layıkıyla yerine getirilmek isteniyorsa o işin gereklerini yerine getirmek gerekiyor. İşin layıkıyla yapılması isteniyorsa eğer; iş hangi özelikte insan-ekip gerektiriyorsa o insan-ekibe, ne kadar mekâna ihtiyaç duyuluyorsa o kadar mekâna, hangi alet, edevat ve teçhizata ihtiyaç duyuluyorsa o kadar da ekipmana sahip olunması gerekiyor. Üniversitede eğitim-öğretim ve araştırma-geliştirme çalışmalarının layıkıyla yapılabilmesi için de gerekli ekip, ekipman ve mekanın bulunması gerekiyor. Bunlardan bir veya birkaçı eksik olunca ne yazık ki bütün sistem etkileniyor. Bu sebeple Fakültemizin yeni ve modern bir binaya kavuşması Fakültemizin geleceği açısından oldukça önemlidir. Bundan sonra yeni mekânda yeni başarılara imza atmak ümidiyle yeni yerimizin hayırlı olmasını temenni ederim.

Okumaya devam et

5. Dünya Su Forumuna Doğru


Geçen hafta çarşamba günü (24/08/2008), Marmara ve Boğazları Belediyeler Birliği tarafından tertiplenen 5. Dünya Su Forumu konulu Marmara Sürdürülebilir Kalkınma Platformu toplantısına katıldım.

Marmara ve Boğazları Belediyeler Birliği, kendi deyimleriyle, yerel yönetimler ve belediyeler arasında işbirliği ve dayanışmayı geliştirerek, yerel yönetimlerin ve demokrasinin güçlenmesi için çalışmak; ülkemizde ve Birliğin üyesi olan belediyelerde, demokratik, katılımcı, saydam, hesap veren, insan hak ve özgürlüklerini esas alan bir yerel yönetim anlayışının yerleşmesi ve yaygınlaşması için çaba göstermek için kurulmuş kamu tüzel kişiliğini haiz bir birlik. Birlik, bölgemizdeki belediyeler ve diğer yerel yönetimler arasında çevre ve sürdürülebilir gelişme bilincinin yaygınlaştırılmasına katkıda bulunmak, deneyim paylaşımına zemin hazırlamak ve bu alanda koordinasyonu sağlamak amacıyla periyodik olarak “Marmara Sürdürülebilir Kalkınma Platformu” toplantıları düzenlemektedir. Toplantılar dileyen herkese açık. Birlik hakkında detaylı bilgi için birliğin internet sitesini (http://www.marmara.gov.tr/) ziyaret edebilirsiniz.

Okumaya devam et

Çevreciyim, Çevrecisin, Çevreci


Son günlerde memleket gündemini meşgul eden konulardan biri de çevrecilik oldu. Eskiden değil memleket gündemine, insanların aklına bile gelmeyen bir konunun artık memleket meseleleri arasında konuşuluyor olması, bizler için ziyadesiyle memnun edici bir gelişme. Her ne kadar konunun gündeme gelme ve işlenme tarzı istediğimiz gibi hoş bir şekilde olmasa da konunun gündemde olması, konuşuluyor ve tartışılıyor olması bile bir yerlere gelindiğini göstermesi açısından pek mühim. Çünkü kanaatimce gelişme, doğruyu bulma, ilerleme ancak araştırma-geliştirme ile o da ancak konu üzerinde konuşma ve tartışmayla başlar.

Artık herkes evlerin ve fabrikaların bacalarından, arabaların egzozlarından çıkan gazların hava kirliliğine sebep olduğunu, salınan karbondioksit ile sera etkisine katkıda bulunulduğunu ve sonucunda küresel ısınma ve iklim değişikliğine sebep olunduğunu, ozon tabakasının inceldiğini, çöplerin gelişigüzel atılmaması gerektiğini, atıksuların arıtıldığını ve arıtılması gerektiğini, tüm bunların mühim birer çevre sorunu olduğunu ve ihmal edilmemesi gerektiğini biliyor.

Okumaya devam et

TÜBİTAK Doğa Eğitimleri


TÜBİTAK Doğa Eğitimlerini bilenleriniz vardır. TÜBİTAK, yani Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumunun Bilim ve Toplum Daire Başkanlığı isminde bir birimi bulunmaktadır. TÜBİTAK, toplumumuzda bilimsel düşünce ve merakın farklı sosyal, kültürel ve ekonomik altyapıdaki vatandaşımızda oluşmasının sağlanması amacıyla, bilim ve toplum faaliyetlerini bu birim çatısı altında sürdürmektedir. Daire Başkanlığının amaçları ise şöyle sıralanıyor; (1) Toplumumuzdaki bireylere düşünme, gözlemleme, sorgulama, araştırma, veri ve bilgiye dayalı kararlar verme yetilerini kazandırmak; (2) Bilimi anlaşılır düzeyde anlatmak ve bilimin yalnızca karmaşık denklemlerden oluşmadığını, çevremizde geçen her olayın bilimsel bir açıklamasının olduğunu vurgulamak ve (3) Toplumumuz bireylerinin bilimi anlamasını, uygulamasını, çağın teknolojisini yakalamaya çalışmasını ve ülkesinin geleceğinin bilimsel ve teknolojik gelişmelerde olduğunu görmesini sağlamaktır. Bu amaca yönelik olarak daire başkanlığının altında faaliyet gösteren üç müdürlük bulunmaktadır; Akademik Yayınlar Müdürlüğü, Popüler Bilim Yayınları Müdürlüğü ve Bilim ve Toplum Programları Müdürlüğü. Bilim ve Toplum Programları Müdürlüğü ise bilim ve toplum alanında yeni programlar geliştirmek, mevcut program ve etkinlikleri yürütmek ve koordine etmek, destek programlarını yürütmek amacıyla faaliyet göstermektedir.

Okumaya devam et

5 Haziran Dünya Çevre Günü Anısına


Bilindiği üzere 5-16 Haziran 1972 tarihinde Stockholm’de toplanan Birleşmiş Milletler Çevre Konferansının anısına her sene 5 Haziran günü BM Dünya Çevre Günü olarak kutlanmaktadır. Her yıl 5 Haziran olduğunda ilgili, ilgisiz herkes gerek kamuoyunun dikkatini bu yöne çekmek, gerek kendi seslerini duyurmak, gerekse de başka amaçlar için bildiriler yayımlar, çeşitli faaliyetler tertipler ve icra ederler. Bildirileri okuyup bu tür faaliyetleri takip ettiğinizde hepsinin bir ortak noktada buluştuğunu görürsünüz. Dünyamız yaşlanmıştır, insanoğlu kendi kuyusunu kendisi kazmaktadır ve ne yazık ki kendi eliyle yapıp ettiklerinin cezasını çekmektedir. Üstelik her geçen gün daha da şiddetlenerek bu cezayı çekmeye devam edecektir.

O an dünyanın sonunun geldiğini ve yaptığınız her şeyin aslında fuzuli olduğunu düşünürsünüz. Dünyanın bu hâle gelmesinde sizin de payınız vardır ve atalarımızdan miras olarak değil, çocuklarımıza birer emanet olarak devraldığımız dünyaya neler yaptığınızı değerlendirirsiniz. Çok karamsar olanlarımız artık bundan sonrası için çok geç olduğunu ve hiç bir şey yapılamayacağını bile düşünebilir. Ama umut olmalı insanda değil mi? Umutsuz yaşanır mı hiç?

Okumaya devam et

Dumansız Hava Sahası Hareketini Destekliyorum


19 Mayıs 2008 yeni bir bayramımızın başlangıcı oldu; Dumansız Hava Sahasına Geçiş Bayramı. 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı ile ülkemizde artık tütün ve tütün mamullerinin kullanımı sınırlandırılmış oldu. Sigarasız bir Türkiye’ye merhaba dedik.

7 Kasım 1996 tarihinde 4207 sayılı “Tütün Mamullerinin Zararlarının Önlenmesine Dair Kanun” kabul edilmiş idi. 3 Ocak 2008 tarihinde ise 5727 sayılı “Tütün Mamullerinin Zararlarının Önlenmesine Dair Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun” kabul edildi. Kanunun uygulanmasına yönelik olarak 16 Mayıs 2008 tarihinde 2008/6 numaralı Başbakanlık Genelgesi yayınlandı.

Okumaya devam et

Araştırma Görevlisi; Araştır da Gör


Bilindiği üzere yükseköğretim kurumlarında öğretim yardımcıları kapsamında ismi eskiden Asistan olan şimdi ise Araştırma Görevlisi olarak tanımlanan bir kadro bulunmaktadır. Bu kadroların tanımı ve görevleri 2547 sayılı “Yükseköğretim Kanunu”(1) ve takip eden değişiklik kanunları, atanma esasları ise “Bazı Akademik Kadrolara Öğretim Elemanı Dışındaki Kadrolardan Naklen Yapılacak Atamalarda ya da Açıktan Atamalarda Uygulanacak Merkezi Sınav ile Giriş Sınavlarına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik(2) ve takip eden değişiklik yönetmelikleriyle tanımlanmıştır. Kanun uyarınca araştırma görevlileri 33/a, 35 ve 50/d maddeleri uyarınca görevlendirilirler. 2547 sayılı kanunun bu maddeleri aşağıdaki gibidir.

İnsanlık için de çalışmak


Bugün, sabah kalkıp okulumuza/işimize gidebiliyorsak, gün boyu rahatça istediğimiz yere gidip gezebiliyorsak, sokaklarda rahatça dolaşabiliyorsak, sabaha kadar huzur içinde uyuyabiliyorsak, düşüncelerimizi rahatça söyleyebiliyorsak, her şeyden de öte özgürsek, bir devletimiz ve vatanımız varsa bu vatanı canları pahasına savunan, bu uğurda canını feda eden ve bize bırakan atalarımıza karşı çok şey borçluyuz demektir.

Tarih; vatanı, milleti, devleti, bayrağı ve mukaddes değerleri için mücadele etmiş kahramanlar ve kahramanlıkları ile doludur. Mücadele şekli değişse de mücadele hiç bitmemiş, yeri gelmiş kalem ile, yeri gelmiş fikir ve siyaset ile, yeri gelmiş ilmî çalışmalar ile, yeri gelmiş can ile bu mücadelenin içinde yer alınmış ve aktif bir şekilde mücadele devam etmiştir.

Okumaya devam et

İstanbul’da kar var


Ha yağdı, ha yağacak derken nihayet İstanbul’a beklenen kar yağdı. Hem de iki gündür (16-17 Şubat 2008) aralıklarla yağmaya devam ediyor. Karın yağması güzel de İstanbul için kar çoğunlukla çile anlamına geliyor. Oturduğum yer İstanbul’un en yüksek yerlerinden biri olduğundan mıdır bilinmez dışarıda on santimetre kadar kar var. Bu güzel karın zevkine varabilmek, ayakkabıların karda çıkardıkları o sesi duyabilmek için çıkıp bir gezeyim dedim ben de. Çıkmasına çıktım, duymasına duydum ama evden fazla uzaklaşamadım doğrusu. Öyle bir soğuk vardı ki mazoşist olmadığım için zevk için kendime işkence edemedim ve geri dönmek zorunda kaldım. Evde oturup karı seyretmeyi tercih ettim mecburen.

Bir şeyin kıymeti en iyi yokluğunda anlaşılır. Hiç aç kalmamış biri açlık nedir bilmeyeceği gibi hiç parasız-pulsuz kalmamış birinin de yokluk nedir bilmesi beklenmez. Hiç susuz kalmamış insan suyun kıymetini nasıl bilsin? Ya da hiç savaş görmemiş bir insan barışın kıymetini nasıl bilsin? Siz bu örnekleri dilediğiniz gibi çoğaltabilirsiniz. İşte bu sebepledir ki bizler de suyun kıymetini yeni yeni anlıyoruz aslında.

Okumaya devam et

YTÜ Çevre Mühendisliği Bölümünün Başarıları


Üniversiteler sadece yüksek öğretimin yapıldığı yerler değil, bunun yanında araştırma-geliştirme faaliyetleri olarak projelerin ve sektör için çeşitli işlerin yürütüldüğü, tüm bunların sonucunda bilimsel yayın organlarında yayınlanarak tüm dünya bilimine katkı sağlayan bilimsel yayınların üretildiği yerlerdir de aynı zamanda. Bu açıdan bakıldığında üniversitelerde pek tatil olmaz. Tatil ancak öğretime verilen ara anlamındadır. Bunun haricinde projelerde, yayınlarda ve diğer işlerde bir tatil veya ara verme söz konusu değildir.

Bu bakımdan bir üniversitenin kalitesi sadece bir etkenle ölçülmez. Birden fazla etkenin varlığında çıkan sonuçtur aslında kalite ve başarı. Öğretim başarısı açısından verilen dersler, içerikleri, öğretim kadrosu ve tüm bunların ötesinde öğrenciler tarafından tercih edilirlik önemlidir. Akademik olarak bilimsel açıdan öğretim elemanlarının yayınları, yayın sayıları ve atıfları, yapmış oldukları projeler ve almış oldukları ödüller önemlidir kalite ve başarı kıyaslamasında. İdari açıdan ise sanırım yönetim sistemlerinin varlığı bir artı getirecektir. Tüm bunlar maalesef eninde sonunda gelip fiziki imkânların varlığı ve insan kaynağının kalitesine dayanıyor. İmkânınız ve insan kaynağınız varsa, yeterliyse, iyiyse çıkacak olan sonuçlar da o denli iyi ve kaliteli oluyor.

Okumaya devam et

Gıda Güvenliği


İnsanoğlu olarak birinci öncelikli ihtiyacımız elbette ki beslenmedir. Hayatımızı idame ettirebilmek, sağlıklı yaşayabilmek için doğru, dengeli ve sağlıklı beslenmek zorundayız. Tahmin edileceği üzere bir ailede gider kalemlerinden en büyüğünü gıda harcamaları teşkil eder. Böyle olduğu içindir ki gıda sektörü ülke genelinde de büyük bir pazar payına sahiptir. Pazar büyük olunca da sorunları ve denetimi de o denli zor olmaktadır. Bugün genetiği değiştirilmiş gıdalar, hormonlar, katkı maddeleri ve insan sağlığını tehdit eden diğerleri büyük bir sorun olarak karşımızda durmaktadır.

Hâl böyleyken bizim için birinci öncelikli konu olan beslenme konusuna acaba gereken önemi ve önceliği verebiliyor muyuz? Gerçekten de beslenme, hayatımızda birinci öncelikli konu mu? Bizim için hayati ehemmiyetteki girdilerden biri olan gıdalarımıza acaba ne kadar dikkat ediyoruz? Ne yediğimize, ne içtiğimize, nereden geldiğine, içerisinde ne olduğuna acaba dikkat ediyor muyuz? Acaba arabamıza aldığımız benzinin özelliklerine dikkat ettiğimiz kadar kendi yediğimiz içtiğimiz gıdalara da dikkat ediyor muyuz? Acaba bize lâzım olan yiyecekleri mi tüketiyoruz; dengeli, sağlıklı ve yeterli mi besleniyoruz yoksa reklamların ve toplumsal yönlendirmenin esiri olarak mı besleniyoruz? Varın bu soruların cevaplarını siz verin.

Okumaya devam et

Arş. Gör. mü? O ne ki?


Arş. Gör. unvanı ile üniversitelerde çalışanların bu unvanı ve yaptıkları işleri üniversite dışındakilere anlatmak gibi oldukça zor bir işleri de vardır. Arş. Gör., yani Araştırma Görevlisi. 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununda tanımlandığı üzere “Araştırma görevlileri, yükseköğretim kurumlarında yapılan araştırma, inceleme ve deneylerde yardımcı olan ve yetkili organlarca verilen ilgili diğer görevleri yapan öğretim yardımcılarıdır”. İşte araştırma görevlilerinin görev tanımı bu.

Her meslek grubunda olduğu gibi araştırma görevliliğinin de kendine has sorunları ve zorlukları bulunmaktadır. Hiçbir sorun kendiliğinden çözülmediği gibi bizlerin sorunları da kendiliğinden çözülmemektedir. Çözülmesi için gayret sarf edilmesi, uğraşılması gerekmektedir.

Okumaya devam et

Çocukların Eğitiminde Çevre Bilinci


Her birimizin hayatında çocukluk ve gençlik yıllarının ayrı bir yeri ve önemi vardır. Hayat çizgimizin, ideallerimizin, dünya görüşümüzün çoğunluğu bu dönemlerde şekillenir. Bu dönemlerde elde edinilen kazanımlar ve öğrenilenler hayatımızın ilerleyen zamanlarında edineceklerimizin temelini ve yönünü belirler. Dolayısıyla o yıllarda alınacak bir çevre eğitimi de sonrasında edineceğimiz çevre bilincinin temelini teşkil eder. Hâl böyle olunca da daha ilkokul çağındaki çocukların eğitiminde de çevreye gerekli önemin ve zamanın ayrılması gerektiği ortaya çıkmaktadır.

Bugün çevreyi bu hale getiren büyüklerin genelde küçüklüklerinde bu konuda herhangi bir eğitim ve uyarı almamış insanlar olduklarına inanıyorum. Çünkü bana küçükken yapmam tembihlenen her şeyi hâlâ yapıyor, yapmamam tembihlenen her şeyi de hâlâ yapmıyorum (istisnalar olabilir tabi). İşte bu sebepledir ki daha o yıllarda çevre konusunda eğitilmiş bir ferdin gelecekte çevreye duyarlı bir insan olacağını düşünürüm. Tabii verilecek bu eğitim, anne-baba ve öğretmen sözü dinlemenin öneminin verilmesinden sonra olmalı ki bir faydası olsun.

Okumaya devam et

Cumhuriyet Bayramınız Kutlu Olsun


Tüm yaşananlara karşı, her şeye rağmen Cumhuriyet Bayramınız kutlu olsun efendim.

Sevgi ve saygılarımla,

Kâmil VARINCA

Meslek Meseleleri – 4 – 7. Çevre Mühendisliği Kongresi


Bir süredir çevre mühendisliğinin meslek meseleleri üzerine fikir beyan ediyorum. Şimdiye kadar genelde hep bu mesleğin eğitim-öğretimi ve sorunlarına değindim. Şimdi biraz da mesleki eğitimden sonra mesleğin icrasındaki sorunlar üzerine eğilelim.

Mesleğin sorunları sadece bu mesleğin eğitim-öğretiminde değil, icrasında da kendini gösteriyor. Çevre mühendislerinin özlük haklarının geliştirilmesi, istihdam ve işsizlik sorunu, çevre mühendislerinin kendilerini geliştirme/geliştirmeme sorunları, ücretler, çevre mühendisleri arası irtibatsızlık, birliktesizlik sorunu gibi daha pek çok konu ve sorun da üzerinde tartışılmayı, geliştirilmeyi ve çözülmeyi bekliyor.

Çevre mühendisliği öğrencileri daha mezun olmadan bile iş arama kaygısına düşmektedirler. Her yıl verilen yüzlerce mezundan acaba kaç tanesi mesleğiyle ilgili bir iş bulabiliyor? Kaç tanesi farklı işlerde çalışıyor? Kaç tanesi de işsiz? Elimde resmi bir veri yok ama etrafımda gördüğüm kadarı ile şunu söyleyebilirim ki iş bulma ile okulda yapılan dereceler arasında maalesef doğrusal bir bağlantı yok. Sanırım iş bulmayı etkileyen/sağlayan sebepler çok farklı ve bunlar arasında derslerdeki başarı çok da önemli bir etken değil.

Okumaya devam et

Azim ile Rıza Arasındaki Fark


Sözlükte azim “Bir işteki engelleri yenme kararlılığı”, rıza ise “Razı olma, isteme, istek, kabullenme” gibi manalara gelmektedir. Birbirinden çok uzak gibi görünseler de bu iki kelimenin ne kadar da iç içe olduğunu zorlu bir işe başladığınızda veya devamında görme şanısınız oldukça yüksektir.

İşe başlamak işin yarısını yapmaksa geri kalanı da çalışmaktır derler ya, gerçekten de bir işe başladığınızda o işin gereklerini yerine getirmeniz gerekir. Bunu bilerek, bunun şuurunda olarak işe başlarsınız. Sonuca giden hiçbir yol taşsız, gül de dikensiz olmadığına göre işe başladığınızda başınıza gelecekleri de peşinen kabullenmiş olursunuz. Gerek işe başlarken ve gerek işin devamında hakikaten de önünüze birçok engeller çıkar. İşte bu engelleri aşma gücünü size azminiz verir. Azimli iseniz önünüze koyulan tüm engelleri aşar ve sonuca ulaşırsınız. Ancak şöyle bir durum var ki çalışıp azim gösterip de sonuca ulaşılmadığı durumlarda olabilir. Bazen öyle bir yere gelirsiniz ki bir engelden ziyade bir çıkmazla karşı karşıyasınızdır. İşte bu tür bir durumda durup olaya şöyle bir uzaktan bakmanız ve alternatif gidiş yolları aramanız gerekir. İllaki o yol üzerine gitmede ısrarcı olmamanız gerekir. İşte bu da rızadır. Başınıza geleni kabullenmek ama bu durumdan kendinizi kurtarmak ve başka çıkış yolları bulmaktır rıza göstermek.

Okumaya devam et

Neden Çevre Mühendisliği?


Bütün bir yazı küresel ısınma, iklim değişikliği, orman yangınları, susuzluk gibi konuları bizatihi hayatımızın içinde yaşayarak, konuşarak, tartışarak geçirdik. Bir musibet bin nasihatten evladır, sözünü doğru çıkarırcasına şimdiye kadar sadece belli çevreler tarafından konuşulan ve geniş kitlelere yayılmayı başaramayan bu konular, etkileri herkes tarafından görüldüğünde bir anda halkın her kesiminin gündemine girmiş ve hak ettiği önemi görmeye başlamıştır.

Tüm bu konuların ne denli önemli olduğu halk tarafından da yavaş yavaş anlaşılmaya başlandıkça gerekli tedbirlerin alınması, etkilerin giderilmesi için neler yapılması gerektiği konuşulmaya başlanmış ve bu noktada işte neden Çevre Mühendisliği sorusuna çok güzel cevap verme fırsatı doğmuştur.

Okumaya devam et

Çevrenin Seçimi


Ülkemiz bir seçim süreci daha geçirdi. %84,19 gibi oldukça büyük bir katılımın sağlandığı 22 Temmuz 23. Dönem Milletvekili Genel Seçiminin ardından seçmenlerin neredeyse tamamına yakınının seçimlerinin yansıdığı yeni bir meclis oluştu ve yeni vekillerimiz bizlerin adına karar vermek üzere 4 Ağustos’ta toplanıp yemin ederek işe başlayacaklar.

Peki, halk seçimini yaptı ama acaba bu seçimde çevrenin bir etkisi oldu mu? Seçime katılan partilerin seçim bildirgelerine bakıldığında Çevre’nin çok da ciddi bir başlık olmadığı görülmektedir. Yine de tabir caizse çevreden de bahsetmemiş olmamak adına öylesine genel çevre vaatleri ile karşılaşılmaktadır.

Ülkenin içinde bulunduğu genel durum göz önünde bulundurulduğunda bu çok da garipsenecek bir durum değildir. Zira yapılmış olan halkın öncelikleri sıralaması anketlerine göre halkın gündeminde çevre değil; ekonomi, işsizlik, güvenlik gibi konular yer almakta ve bu konular çözülmeden de çevre halkın gündemine girecek gibi gözükmemektedir.

Okumaya devam et

TÜRKAY 2007 Sonrası REW İstanbul 2007 Fuarı


İstanbul Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayında 28-31 Mayıs 2007 tarihleri arasında Yıldız Teknik Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü olarak TÜRKAY 2007 AB Sürecinde Türkiye’de Katı Atık Yönetimi ve Çevre Sorunları Sempozyumunu gerçekleştirdik. Sempozyumumuzda 3 gün boyunca 2 salon ve 14 oturumda toplam 59 sözlü sunum yapıldı. Her gün ortalama 150 katılımcı tarafından izlenen sempozyumumuzda 3 günde 3 panel gerçekleştirildi. Sempozyumun son günü olan 4. gün aralarında Odayeri Düzenli Depo Sahası ve Tıbbi Atık Yakma Tesisinin de yer aldığı ilgili yerlere teknik gezi düzenlendi.

Beklenilenin çok üstünde bir ilgiye mazhar olan sempozyumumuz için emeği geçen, düzenleyen hocalarımıza, arkadaşlarımıza; bildirili ve dinleyici olarak katılım sağlayan katılımcılara teşekkür ederim. Bu tür sempozyumların devam etmesini dilerim.

Okumaya devam et

Meslek Meseleleri – 3 – İ.Ü. Çevre Mezunları Buluşması 2007


Çevre Mühendisliği mesleğimizin sorunları hakkında fikir teatisinde (alışverişinde) bulunmaya devam edelim. Önceki yazıda meslekî eğitim üzerine yoğunlaşmıştık. Kaldığımız yerden devam edecek olursak sadece okullarda yapılan eğitimden değil okul dışı eğitim üzerinde de durmamız gerektiğini görürüz.

Bilindiği üzere gerek öğrenme gerekse de eğitim sadece okul sıralarında ve yıllarında yapılan yani beli bir mekân ve zamana has bir faaliyet değildir. Sadece Çevre Mühendisliği eğitim-öğretiminin değil hiçbir öğretinin öğrenilmesinin yaşı, zamanı ve mekânı olmaz. Hayat bir öğrenme ve gelişme sürecidir ve hayatın her safhasında insan öğrenmeye, eğitilmeye ve dolayısıyla gelişmeye devam eder.

Mesleki eğitim-öğretim mesleğinizi icra ettiğiniz sürece okul dışında da ister istemez devam edecektir. Mesleğinizi layıkıyla yerine getirebilmeniz, karşılaştığınız yeni yeni sorunların üstesinden gelebilmeniz açsından en azından günün gerekleri nispetinde kendinizi geliştirmeniz, bilgi birikiminizi ve tecrübenizi artırmanız gereklidir. Siz kendinizi geliştirmezseniz her geçen gün biraz daha geri kalırsınız ve bir gün bu işten anlamadığınız kanaatine varmanız/varmaları olmayacak bir iş değildir.

Okumaya devam et

TÜRKAY 2007 AB Sürecinde Türkiye’de Katı Atık Yönetimi ve Çevre Sorunları Sempozyumu


Çevre Mühendisliği mesleğinin yaşadığı çeşitli sorunların aşılabilmesi, gelişmesi ve ilerlemesi için bu mesleği yapan gerek akademisyenlerin gerek diğer çevre mühendislerinin bir araya gelmelerini ve fikir alışverişinde bulunmalarını sağlayan sempozyum, kongre, çalıştay ve konferans gibi faaliyetlerin ne kadar mühim olduğunu söylemek yersiz olur sanırım. Ülkemizde her ne kadar hakkettiği ve olması gereken seviyede olmayan sempozyum ve kongre kültürünün artırılması için bu sempozyumlara katılımın teşvik edilmesi ve desteklenmesi gerekir. Buna sempozyumların muhtevasının dolgunluğu ve doyuruculuğu ile katkı sağlanabilir.

Bu kapsamda gerek Türkçe bilgi birikimine katkı sağlamak ve gerekse de Çevre Mühendisliği Bölümleri arasındaki iletişimi artırmak maksadıyla Sempozyum Yürütme Kurulunda görev alarak düzenlenmesine katkı sağladığım 28-31 Mayıs 2007 tarihlerinde İstanbul Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayında yapılacak TÜRKAY 2007 AB Sürecinde Türkiye’de Katı Atık Yönetimi ve Çevre Sorunları Sempozyumunu da (www.turkay2007.com) buradan duyurmak ve katılımınızı beklediğimizi söylemek isterim.

Okumaya devam et

Meslek Meseleleri – 2 – TÜRKAY 2007


Çevre Mühendisliği mesleğinin ilmi meseleleri oldukça derin ve bir o kadar da mühim olduğu için bu konu üzerinde biraz daha durmak gerekiyor. Gerek sizlerden gelen yorum ve mesajlar gerekse de Türkiye’de Çevre Mühendisliği Eğitiminin Mevcut Durumu ve Sorunları Çalıştayı sonuçlarını (1) ve gerekse de kendi fikirlerimi toparlayarak hazırladığım Çevre Mühendisliği Eğitimindeki Eksiklikler ve Çözüm Önerilerini aşağıda sıralıyorum. Affınıza sığınarak biraz uzun olduğunu söylemek isterim.

Okumaya devam et

Bindiği Dalı Kesen İnsan


Nasreddin hocaya atfen anlatılan bir hikâye vardır. Hoca bir gün bindiği dalı kesiyormuş da oradan geçmekte olan bir adam da “Hoca, ne yapıyorsun? Bindiğin dalı kesiyorsun, birazdan düşeceksin” demiş. Hoca hiç aldırmadan işine devam etmiş ve elbette biraz sonra da düşmüş. Hoca düşmenin acısıyla adama dönüp “Be mübarek düşeceğimi bildin, öleceğim günü de söyle bari” demiş.

Sanki bizler çok farklıymışız gibi hocanın bu fıkrasını anlatır güleriz de bindiğimiz dalı kesmekten de geri durmayız. Belki küçük ve kısa vadeli kazançlar için daha büyük ve uzun vadeli kazançları heba ediyoruz. Hocaya akıllı insanların yapmayacağı işleri atfediyoruz da kendimizin yaptığı işlerin ne kadar akıllıca olup olmadığını kendimize sormuyoruz.

Sırf eğlenmek/dinlemek için sporu icat eden de insanoğlu, onu izlemeye gidip hiç de sportmence/centilmence olmayan hareketler yapan da insanoğlu. Huzurdan, barıştan söz eden de insanoğlu, savaşları çıkartıp birbirini öldüren de insanoğlu. İnsanoğlunun gerek hayat standardının yükseltilmesi gerekse de yaşam süresinin artırılması için bilim ve teknolojiyi yapan da insanoğlu, yaşadığı çevreyi tüm bunlara rağmen kirleten, onu yıpratan ve yaşanamaz hale getiren de insanoğlu. Tüm bunlar bindiği dalı kesmek değildir de nedir acaba?

Okumaya devam et

Meslek Meseleleri – 1 – Eğitim


Çevre Mühendisliği mesleğinin de diğer meslek dallarında olduğu gibi birçok sıkıntısı, birçok meselesi vardır. Bunlar tıpkı memleket meseleleri gibi sınıflandırılabilir ve çözüm üretilebilir meselelerdir. Önemli olan bunların doğru bir şekilde tanımlanması ve çözümü için azimle üzerine gidilmesidir. Mesleğimizin en büyük ve en ciddi meselelerinin başında tıpkı memleketimizin de olduğu gibi ilmî meseleler, yani eğitim meselesi gelir.

Eğitim meselesindeki en büyük sıkıntı ülkemizdeki Çevre Mühendisliği Bölümlerinde okutulan müfredatın ülke genelinde eşit ve standart olmamasıdır. Bu müfredat farklılığının nedenleri arasında Bölümlerin kuruldukları Fakültelerin farklı oluşu, yani kuruluşlarında geçirdikleri değişik safhalar ve kurucu öğretim elemanlarının farklı branşlardan olmasını sayabiliriz. Mesela Kimya Mühendisliği hocaları tarafından kurulmuş olan Bölümler Kimya ağırlıklı, İnşaat Fakültesi içinde yer alan Çevre Mühendisliği Bölümleri ise inşaat ağırlıklı dersler vermektedirler. Ülkemizde ilk kurulan Çevre Mühendisliği Bölümünün kurulduğu 1979 yılından günümüze yaklaştıkça, yeni Çevre Mühendisliği Bölümleri açıldıkça, Çevre Mühendisliği Bölümleri mezun verdikçe, mezunlar akademisyen olup bu bölümlerde öğretim elemanı olarak görev aldıkça ülke genelindeki Çevre Mühendisliği Bölümlerinin müfredatı arasındaki farklılıklar da giderek azalmaktadır, azalacaktır.

Okumaya devam et

Bir fikrim var diyenlere


Çoğu zaman gerek yalnız başımıza gerekse de arkadaşlarla bir araya geldiğimizde aklımıza süper diye nitelendirebileceğimiz fikirler gelir. Bu fikirler hayatımızı kurtarmaktan tutun da, memleketi ve dünyayı kurtarmaya kadar o kadar çok geniş yelpazede olur ki biz bile şaşırırız bazen. Belki arada bir hayatın sırrını da bulduğumuz olmuştur. Ama çoğu zaman cümlelerimiz “Ah imkân olsa…” ile başlayıp, “ama nerde o imkânlar…” diye de biterek fikirlerimiz fikir olarak kalmaya devam ederler.

Milletçe çok zeki olduğumuz ve kimsenin aklına gelmeyen çok ilginç ve dâhiyane fikirlerin bizim aklımıza geldiği söylenir durur hep. Ancak burada önemli olan sadece bunların akla gelmesi değil, aynı zamanda hayata geçirilmesidir de. Ama nasıl hayata geçirilecek?

Okumaya devam et

Mühendis Bakışı


Mühendisi diğer insanlardan ayıran en önemli fark olaylara ve meselelere mühendisçe bakabilme kabiliyeti yani mühendis bakışına sahip olmasıdır. Mühendis bakışının nasıl olduğunu anlamak için sanırım önce mühendisin ne demek olduğuna bir bakmak gerekir. Türk Dil Kurumunun (TDK) Güncel Türkçe Sözlüğü’ne göre Mühendis; “İnsanların her türlü ihtiyacını karşılamaya dayalı yol, köprü, bina gibi bayındırlık; tarım, beslenme gibi gıda; fizik, kimya, biyoloji, elektrik, elektronik gibi fen; uçak, otomobil, motor, iş makineleri gibi teknik ve sosyal alanlarda uzmanlaşmış, belli bir eğitim görmüş kimse” olarak tanımlanmaktadır.

Bu tanıma göre kısaca mühendis, alanında uzmanlaşmış ve eğitim görmüş kimse oluyor. Dolayısıyla mühendisin yapıp ettiklerinde de eğitilmiş insandan beklenen tavır ve davranışların olması gerekiyor. Çünkü mühendis bu haliyle diğer insanlardan ayan beyan farklılığını ortaya koyuyor.

Okumaya devam et

Memleket Meseleleri


Toplumun bir parçası olarak her fert, bu topluma kazandırdıkları ve kaybettirdikleri ile toplumun kendisi üzerindeki müspet ve menfi etkilerini düşünmek ve memleket meseleleri üzerine, memleketin daha müreffeh ve yaşanabilir olması için ne yapması, ne yapılması gerektiği üzerine kafa yormak zorundadır. Meslek meselelerimizi anlayabilmek ve çözüm üretebilmek için de memleket meselelerini de bilmemiz gerektiğini düşünüyorum. Bence bir memleketin temel meselelerini beş başlıkta toplamak mümkündür. En azından ben beş başlıkta topluyorum. Çünkü bunlar bir memleketin üzerinde düşünmesi ve kafa yorması gereken en temel meselelerdir. Nedir mi onlar? Bunlar; ilmî, iktisâdi, içtimaî, askeri ve siyasî meselelerdir. Bunların birçok alt başlığı da mevcuttur. Maksadım mesleğimizin içinde bulunduğu durumu tespit etmek ve çözüm için paylaşım da bulunmak. Ancak bundan önce meslek meselelerimizin memleket meseleleri ile ne kadar benzeştiğini göstermek istiyorum.

Okumaya devam et

Tuğla Biriktirmek ya da Duvar Örmek


Bir hocam şöyle demişti bana; “Sanırım bizler öğrencilere sadece tuğla veriyoruz. Bunlarla nasıl bir duvar örebileceklerini öğretmiyoruz.” Bu çok doğru bir tespit bence. Çünkü defalarca bunun böyle olduğuna, elinde tuğlalar ile ortada kalmışlığa şahit olmuşumdur.

Hepimiz 8 senelik ilköğretim, ardından şimdi 4 yıl olan ortaöğretimden geçtik. Üstüne bir de 4 yıllık bir yüksek öğrenim gördükten sonra yetinmeyenler en az 2 sene de yüksek lisans yaptılar. Ben bu seneleri toplayınca 18 yıl ettiğini görüyorum. Bir insan yedi yaşında okulda girdiğinde on sekiz yıllık bir eğitim-öğretim hayatının ardından en erken 25 yaşında mezun olabiliyor. Yani en verimli çağlarını okulda geçirmiş oluyor.

Gerek bu uzun yıllar boyu süren okul hayatımızda, gerekse de özel hayatımızda birçok şey öğreniyor, tecrübeler ediniyoruz. Her bir öğrendiğimiz bilgiyi tuğla olarak düşünürsek sahip olduğunuz bilgi birikimi bir tuğla birikintisi de olabilir, çok sağlam bir duvar da olabilir. Bilgiyi sadece alır ve bir gün lazım olur diye kenara koyarsak devasa büyüklükte bir tuğla yığınından başka bir şeyimiz olmaz. Ancak bu tuğlaları usulüne uygun bir şekilde üst üste koyarsak çok sağlam bir duvarımız olabilir. Tabi ki araya harç malzemesini de eklemek şartıyla.

Okumaya devam et

Bayramla Gelen Yeni Yıl


64 yılın ardından bu sene de Kurban Bayramı ve yılbaşı aynı zamana denk geldi. Yeni bir yıla bayram sevinci içinde girmek her zaman karşılaşılabilecek bir şey değildir. Ancak ömürde bir kere görebilirsiniz.

Bayram; sevinç demektir, mutluluk demektir, bayramlaşma demektir. Kırgınlıkların unutulması, dargınlıkların düzeltilmesi, küslüklerin bitirilmesi demektir. Sevinç, ancak sevilenler yanında yaşanır. Sevilenler uzaktaysa onların özlemi ve hasreti, gurbetin hüznü daima bayram sevincine galebe çalar.

Bayram, tatil demek değildir bence. Aynı zamanda bayram, çılgınlarca eğlenmek, alışveriş merkezlerini boşaltırcasına alışveriş yapmak, tatil köyleri veya turizm merkezlerinde vakit geçirmek de olmasa gerek.

Bayram; gerek akrabalık, gerek arkadaşlık, gerek komşuluk ve gerekse de sosyal bağların kurulması ve güçlenmesi için kaçırılmayacak fırsatlardır. Uzun zamandır gidemediğimiz, göremediğimiz akrabalarımızı, arkadaşlarımızı, komşularımızı görebileceğimiz, bir araya gelebileceğimiz, hasret giderebileceğimiz, dertleriyle dertlenip mutluluklarına ortak olabileceğimiz ve bağlarımızı güçlendirebileceğimiz zamanlardır bayramlar.

Okumaya devam et

Susuzluk Sorunu


Bir şeyin kıymeti ancak yokluğunda belli oluyor. Her gün kullandığımız elektriğin, suyun, bilgisayarın, internetin ve daha onlarcasının kıymetini ancak olmadıklarında anlayabiliyoruz. Elektrik kesildiği an hayatımız neredeyse durma noktasına geliyor. Bir bardak suyun kıymetini çölde susuzluktan ölmek üzere olan birine sorun, derler ya bu da tıpkı onun gibi kullandığımız her türlü ihtiyaç maddesinin kıymetini tam ona ihtiyaç duyduğumuz anda anlayabilmekteyiz.

Yokluklarında hayatımızı altüst eden bu ihtiyaç maddelerini her nedense varlıklarında hiç tükenmeyecek, bitmeyecek, gitmeyecekmiş gibi müsrifçe kullanmak da bize has bir özellik olsa gerek. O da insanoğlunun unutkanlık özelliği ile açıklanabiliyor. Rahata kavuştuğu an eskiyi çok çabuk unutabiliyor insan. Bu bir yandan çok iyi; eskiyi unutup yeniye devam etmek, ama bazen de çok kötü. Çünkü eski durumlara düşmemek garantisi hiçbir zaman yok.

Okumaya devam et

Afetler ve Teknoloji


Geçtiğimiz günlerde güneydoğu bölgemizde 39 kişinin ölümüne yol açan bir sel felaketi yaşadık. Sel gelip yıktı geçti ama ardından tartışması hiç bitmedi. 2006 yılında bile bu kadar insanın ölümüne sebep olan bir felaket yaşanması tartışmaları haftaya damgasını vurdu. Kimi bunun bir doğal afet olduğunu ve yapacak bir şey olmadığını söyledi, kimi ise önlenebilecek şeyler için hâlâ boşuna insanların öldüğünü söyledi. Sonuçta önlenebilecek olsa da olmasa da maalesef 39 kişinin hayatına mal oldu bu olay. Tüm bunlardan sonra yapılması gereken ilk şey, bu sel felaketinde hayatlarını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet dilemek ve geride kalanların yaralarını sarmak için gayret sarf etmektir. Ardından bir daha böyle bir felaket ile karşı karşıya gelmemek için gereken tedbirlerin alınmasını sağlamak gerekir.

Merak ettim ve sözlüğe baktım, afet ve doğal afet ne demek diye. Afet, TDK’nin Türkçe Sözlüğünde “Çeşitli doğa olaylarının sebep olduğu yıkım” olarak tanımlanıyor. Tabii ya da doğal afet ise “Önlenmesi insan eliyle olmayan, sel, fırtına, deprem, dolu vb. felaketlerin her biri” olarak tanımlanıyor. Sanırım bu tanımlara göre yaşanan açıkça bir afettir.

Okumaya devam et