Bir güzel insanı uğurladık – Prof. Dr. Ferruh ERTÜRK anısına


Dün, son vazifemizi yaptık ve bir güzel insanı son yolculuğuna uğurladık. Dün; hocam, doktora tez izleme jürim, Yıldız Teknik Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ferruh ERTÜRK hocamızı kalabalık bir seven topluluğu ile birlikte dualarla ebedî istirahatgâhı olan Karacaahmet Mezarlığına defnettik.

Bir mübarek zaman diliminde, bir Ramazan ayının kutlu gününde ayrıldı aramızdan (24 Ramazan 1432-24 Ağustos 2011). Ne olduğunu anlayamadan, aniden…

İlk defa 2002 senesinde yüksek lisans mülakatında tanımıştım kendisini. İlk göze çarpan sakalıydı. Üniversitede sakallı bir hoca görmek pek de alışık olmadığımız bir durumdur. Sonrasında dersini alarak daha yakından tanıma fırsatı bulmuştum. Asıl teşrikimesaimiz ise 2004 senesinde Bölüme araştırma görevlisi olarak alınmam ile başlamıştı. O ilk günü hiç unutmam. O gün araştırma görevlisi alım neticelerini Fen Bilimleri Enstitüsü panolarında öğrenmiş, şimdi ne yapacağım sorularıma karşı Bölüme yönlendirilmiştim. Bölüme gelip Ferruh Hocaya durumu izâh edip araştırma görevlisi olduğumu söylemiştim. O da gözlüğünü çıkarıp “hımm, hayırlı olsun” deyip beni yan tarafta Bölüm Başkan Yardımcılarına ayrılmış ancak kullanılmayan odaya götürmüş ve burası senin olsun deyip boş masadan birine oturtup gitmişti. Biraz sonra da gelerek “Sana ilk işini vereyim” deyip EPA’nın emisyon faktörlerini bulup raporlamamı istemişti. Araştırma görevliliğim ve hoca ile olan teşrikimesaimiz de böylece başlamış olmuştu.

Kendisi Bölüm Başkanı olmasına rağmen her zaman kapısı açık dururdu. Mütevazıydı. Makam koltuğu çok rahat olacak ki ona oturmayıp daha sıradan bir koltuğa oturmayı tercih etmekteydi. Makam koltuğu ise beni ilk gün götürüp oturttuğu o odadaydı. Hâlâ, kendi oturmayıp beni oturttuğu o koltuğa otururum.

Misafirlerine kendi elleriyle çay doldurur, ikramda bulunurdu. Her daim yanında yiyecek birşeyleri olur, geleni ikramsız uğurlamazdı. Hatta neredeyse Hocadan beslenirdik. Elinde bisküvi, poğaça vb ile gelir, “bunları sen ye” der, bırakır giderdi.

Herşeyden evvel iyi bir müslümandı. Nerede olursa olsun namazını asla ihmal etmezdi. Toplantı bile olsa “siz devam edin” der, gider gelirdi. “İşim çok, yoğunum, namaz kılmaya hiç vaktim yok” diyenler için güzel bir örnekti.

Bir müslümanda olması gereken özellikleri taşırdı. Güleryüzlüydü. Yüzünde tebessüm hiç eksik olmazdı. Hoşgörülüydü. Hilm sahibiydi. Kızardı, azarlardı, sarı zarflar ile savunma isterdi ama çabuk unuturdu. Hiç birşey olmamış gibi devam ederdi. Cömertti. İkram eder, yedirirdi. Samimiydi. Cana yakındı. Selam verir, hâl hatır sorardı. Mütevazıydı. Profesör olmasına rağmen muhatabına kendisini tanıtırken sadece “Ben Ferruh” derdi. Her seviyeden, her kesimden insanla rahatça konuşurdu. Gösterişi sevmezdi. Konumuna göre şaşaalı giyinip gezmezdi. Çalışkandı. Sabah servisle gelir; akşam ise servisten sonraya kalır, çalışırdı.

Mayıs ayında kızını evlendirmeden bir-iki hafta evvel sesi kısılmıştı. Nereden bilebilirdi ki bunun hastalığının habercisi, hatta son uyarıcısı olduğunu. Aradan zaman geçmesine ve ilaç kullanmasına rağmen ses kısıklığı iyileşmemişti. Bir gün duyduk ki hoca bayılmış ve hastaneye kaldırılmış. Bir gün haber aldık ki biyopsi yapılacakmış. Ve bir gün de öğrendik ki hocamız hasta. Tüm bunlar çok kısa bir sürede vuku bulmuş ve hastalığının öğrenilmesi ile vefatı arasında ancak bir ay gibi kısa bir süre geçmişti. Zaten hastalığı da ancak 7-8 aylık bir sürenin sonucuymuş. Ölüm vaki olunca her şey sadece sebepten ibaret imiş.

“Ölüm Allah’ın emri, ayrılık olmasaydı” demişler ya, gerçekten de öyle. İnsan bir daha göremeyecek ve bir daha istifade edemeyecek olmasına üzülüyor. Yoksa ölüm hepimizin başında.

Peygamber efendimiz bir hadis-i şeriflerinde “İnsana vaiz, nasihatçi olarak ölüm yeter” buyuruyor. Yani ibret almak isteyene ölüm yeter demek oluyor. Gerçekten de öyle. Vakitsiz ölüm olmaz çünkü ölümün vakti olmaz. Ölüm; gaflete düşüp hatırımıza getirmesek de, unutsak da, hatırlamak istemezsek de, hatta hatırlatanlara kızsak da, kaçsak da, hazırlık yapmasak da veya hazırlık yapmakta tembel davransak da bizi bekleyip duran, her geçen saniye kendisine yaklaşmakta olduğumuz yegâne mutlak gerçek. Rabbim ölümden ibret alanlardan ve hazırlığını gaflete düşmeden yapanlardan eylesin.

Peygamber efendimiz bir başka hadis-i şeriflerinde ise “Âlimin ölümü, âlemin ölümü gibidir” buyuruyor. Yani âlim, ilmiyle birlikte gidiyor. Eğer öğrenci yetiştirmiş, eser bırakmış ise bilgi kaybolmuyor, devam ediyor. Aksi takdirde bilgi de onunla birlikte mezara giriyor, unutuluyor. Hocamız da yetiştirdiği öğrencileri, bıraktığı eserleri ile bilgisini insanlığın faydasına sunmuş olarak gitti. O, ömrünün sonuna kadar ilim ile uğraştı ve öğrenci yetiştirdi. Kendisiyle iki tane de olsa birlikte yapmış olduğumuz yayınımız olduğu için şimdi daha mutluyum.

Peygamber efendimiz bir başka hadis-i şeriflerinde de “Âdemoğlu ölünce amel defteri kapanır. Ancak şu üç kişinin; 1- Geride sadaka-i câriye (devamlı kazandıran bir eser; köprü, cami gibi hayır) bırakanın, 2- Hayırlı bir evlat (ruhu için dua edip hayır hasenat yapan bir evlat) bırakanın, 3- Geride faydalanılacak bir ilim bırakan kimselerin amel defteri kapanmaz” buyuruyor. Rabbim onu da, bizi de amel defteri kapanmayan, kıyamete kadar amel defterine iyilik yazılanlardan eyler inşaallah.

Onu daima yukarıdaki güleç yüzüyle hatırlayacağız. Ruhun şad, mekânın cennet olsun hocam. Nur içinde yat. Yetiştirdiğin öğrencilerinle ilelebet yaşayacaksın.

Kâmil VARINCA

25 Ramazan 1432 / 25 Ağustos 2011, İstanbul

—————————————————————————————————

Prof. Dr. Ferruh ERTÜRK
(4 Mart 1949-24 Ağustos 2011)

Prof. Dr. Ferruh ERTÜRK, 1949 yılında Ankara’da doğdu. İlk, orta ve lise tahsilini Ankara Maarif Kolejinde tamamladı. 1971 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi Kimya Mühendisliği Bölümünü bitirdi. 1974’de aynı bölümde yüksek lisans derecesini aldı. 1977 yılında ABD’nin Iowa State Üniversitesinde Kimya Mühendisliği Bölümünde Doktora unvanını aldı. Aynı yıl İstanbul Teknik Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümüne girerek Dr. Asistan olarak göreve başladı. 1982’de aynı üniversitede Doçent unvanını aldı. 1982 – 1989 yılları arasında Cidde King Abdülaziz Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak çalıştı. 1989’da Türkiye’ye döndükten sonra 1989 – 1990 yılları arasında TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi’nde Kimya Mühendisliği Bölüm Başkanı olarak çalıştı. 1990 yılında Yıldız Teknik Üniversitesi’ne girdi.1991 yılında profesör kadrosuna atanan Ertürk vefatına kadar YTÜ Çevre Mühendisliği Bölüm Başkanı olarak görev yaptı.

—————————————————————————————————

Prof. Dr. Ferruh ERTÜRK içerikli tüm yazılar:

  1. Taziye Mesajı – Prof. Dr. Ferruh ERTÜRK (24 Ağustos 2011)
  2. Bir güzel insanı uğurladık – Prof. Dr. Ferruh ERTÜRK anısına (25 Ağustos 2011)
  3. Prof. Dr. Ferruh ERTÜRK’ün hatırasının yaşatılması için bir teklif (3 Ekim 2011)

6 comments on “Bir güzel insanı uğurladık – Prof. Dr. Ferruh ERTÜRK anısına

  1. Kâmil çok güzel bi yazı kaleme almışsın arkadaşım… ağzına sağlık… boğazımda düğümlendi resmen yazdıkların… hocamız nurlar içinde yatsın inşallah…

    Beğen

  2. Canım Hocam, dünya tatlısı bir insandı. Allah rahmet eylesin. Yokluğuna nasıl alışacağım bilemiyorum. Allah sabır versin ailesine, biz öğrencilerine ve tüm sevenlerine. Kamil sağolasın çok hoş bir yazı kaleme almışsın okudukça ağlasamda.

    Beğen

  3. Yazını şimdi yolculuk esnasında okuyabildim.gercekten Ferruh hocayı iyi gözlemlemiş ve tanımlamışsın.benimde hocayla tanışıklığım yüksek lisans mülakatında yani 2002 yılından beridir.sonra yüksek lisans, dersler,doktora,yeterlik ve hocanın ayrilmasiyla eksik kalan bir izleme jürisi:( Ferruh hoca çok zorlar derslerini alma dediler gercekten bir süre almadım.sonra bir dersini seçtim,evet hoca zorluyor ama bir noktayı unutuyorlar..,gercekten öğretiyor, hoca böyle olmalı dedirtiyor.sonuç olarak o korkulan dersten geciyorsun hemde birseyler öğrendiğini hissederek…alçakgönüllüğü,samimi duruşu ve yardım severliği zaten dillere destan! telde “ben Ferruh” deyişi hala kulaklarımda…canım hocam benim.cenazesinde bulunabildim ee malum kara haber tez yayılır demişler! ama tek üzüntüm geç haberim olmasından dolayı hocayı hasta yatağında ziyaret edememek oldu:(Allah rahmet eylesin,mekanı cennet olsun inşallah.

    Beğen

    • Yorumun için teşekkür ederim. Dediğin gibi Hoca çok azimliydi. Ben onun dersini iki kişi aldığımız zamanları bilirim. Hiç iki kişi alıyor diye ders anlatışında bir değişiklik olmazdı. Koca bir sınıfa da aynı şekilde anlatırdı, tek bir kişiye de. Moral motivasyonu oldukça yüksekti. Allah rahmet eylesin. Yerini doldurmak çok zor.

      Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.