5. Dünya Su Forumuna Doğru


Geçen hafta çarşamba günü (24/08/2008), Marmara ve Boğazları Belediyeler Birliği tarafından tertiplenen 5. Dünya Su Forumu konulu Marmara Sürdürülebilir Kalkınma Platformu toplantısına katıldım.

Marmara ve Boğazları Belediyeler Birliği, kendi deyimleriyle, yerel yönetimler ve belediyeler arasında işbirliği ve dayanışmayı geliştirerek, yerel yönetimlerin ve demokrasinin güçlenmesi için çalışmak; ülkemizde ve Birliğin üyesi olan belediyelerde, demokratik, katılımcı, saydam, hesap veren, insan hak ve özgürlüklerini esas alan bir yerel yönetim anlayışının yerleşmesi ve yaygınlaşması için çaba göstermek için kurulmuş kamu tüzel kişiliğini haiz bir birlik. Birlik, bölgemizdeki belediyeler ve diğer yerel yönetimler arasında çevre ve sürdürülebilir gelişme bilincinin yaygınlaştırılmasına katkıda bulunmak, deneyim paylaşımına zemin hazırlamak ve bu alanda koordinasyonu sağlamak amacıyla periyodik olarak “Marmara Sürdürülebilir Kalkınma Platformu” toplantıları düzenlemektedir. Toplantılar dileyen herkese açık. Birlik hakkında detaylı bilgi için birliğin internet sitesini (http://www.marmara.gov.tr/) ziyaret edebilirsiniz.

Benim katıldığım toplantıda, konuşmacılardan 5. Dünya Su Forumu Genel Sekreteri Prof. Dr. Oktay Tabasaran ”5. Dünya Su Forumu’ndan Türkiye ve Belediyelerimiz Neler Bekleyebilir?” isimli, İTÜ İnşaat Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölümü Hidrolik Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi ve Su Vakfı Başkanı Prof. Dr. Zekai Şen ise “İklim Değişikliği, Su, 5. DSF ve Yerel İdareler” isimli birer sunum yaptılar.

Prof. Dr. Oktay Tabasaran BM verilerine dayandırdığı sunumunda, geçen asırda dünya nüfusunun 3 kat arttığını ancak buna mukabil su harcamasının 6 kat arttığını; Dünyada bugün 1,3 milyar insanın sağlıklı içme suyuna, 2,4 milyar insanın ise uygun sağlık şartlarına sahip olmadığını dile getirerek insanlık sorunlarının en temel sebebinin nüfus artışı olduğunu, kaynakların yetebilmesi için nüfusun kontrol altında tutulmasının öneminden bahsederek gerekli çalışmaların büyük bir titizlikle yapılması gerektiğini savundu.

Sayın Tabasaran doğru söylüyor; dünya nüfusu artıyor. Ancak kaynakların bu nüfusa yetmeyeceği söylemi bana doğru gelmiyor. Bence insanlık sorunlarının en temel sebebi nüfus artışı değil nüfus yoğunluğu ve bu nüfusun modern yaşam alışkanlıklarıdır. Çılgınca tüketmeye programlanmış bir insana hiçbir kaynak yetmeyecektir.

BM verilerine göre bugün Dünya’da 1,3 milyar insan sağlıklı içme suyuna, 2,4 milyar insan ise uygun sağlık şartlarına sahip değilmiş. Doğrudur. Hatta bu insanların yeryüzü üzerindeki dağılımına bakıldığında çoğunluğunun az gelişmiş veya gelişmemiş ülkelerde olduğunu da görürsünüz. Bu ise, o ülkelerin nüfuslarının çok olmasından veya ülke kaynaklarının nüfusa yetmemesinden değil kaynakların gelişmiş ülkelere aktarılmasından dolayı ülke halkına bir şey kalmamasından kaynaklanıyor olmasın sakın?

Herkes bilir ki tabiatın bir taşıma ve temizleme kapasitesi vardır. Siz o taşıma kapasitesinin üzerindeki yükü ona yüklerseniz taşıyamayacaktır. Taşıyamamak ne demektir? Kirlenecektir demektir, doğal hayat zarar görecek, hatta ölecektir demektir. Havayı, suyu, toprağı temizlemekte ona yardım etmeniz gerekecek demektir. Metrekareye düşen insan sayısını artırdığınızda onunla birlikte insan ihtiyaçları ve tüketimi de artacaktır. Milyonlarca insanı bir şehre toplarsanız ve onları habire çılgınca tüketmeye programlarsanız dünya değil 6 milyara 2 milyara da yetmeyecektir.

Bu sebeple nüfusun azlığı veya çokluğu değil bu nüfusun nasıl yaşadığı, kaynakları nasıl tükettiği bence daha önemli bir konudur. Ben her canlının yaşama hakkına sahip olduğuna inanıyorum. Dolayısıyla onların yaşama haklarının ellerinden alınmasına karşıyım ve doğru da bulmuyorum. Temel ihtiyaçların ötesinde her bir lüksün teminini de doğmamış insanların yaşam haklarına tecavüz olarak algılıyorum. Çünkü daha karnını doyuramamış insanlar varken birilerinin parayı harcayacak yer bulamaması bana yeterince adaletsiz geliyor.

5. Dünya Su Forumunda “Farklılıkların Suda Yakınlaşması” sloganıyla yola çıktıklarını söyleyen Tabasaran, forum hakkında bilgiler de verdi. Alternatif Su Forumu çalışmalarının olduğunu bildiğimden dolayı Oktay Beye, “Bildiğiniz üzere alternatif su forumu çalışmaları yürütülüyor. Bu tür çalışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz? Forumun sloganı Farklılıkların Suda Yakınlaşması olduğuna göre, bu tür çalışmalar içerisinde olanlara başka bir su forumu düzenlemek yerine 5. Dünya Su Forumunun içinde yer almaları ve farklı fikirlerini dile getirmeleri için özel bir çağrı ve çaba içerisine girdiniz mi? Yoksa forum aynı fikirdeki insanların bir araya geldiği bir toplantı şeklinde mi geçecek?” diye bir soru yönelttim. Kendisi de zaten farklı fikirlerin bir araya gelmesi ve görüşülmesi için bu forumu düzenlediklerini ve farklı fikirlere açık olduklarını; herkese davetiye gönderdiklerini ve beklediklerini söyledi. Açıkçası ben de farklı fikirlerin dile getirilmesi ve farklı seslerin duyulması için bu tür organizasyonların daha etkili olduğunu düşünenlerdenim. Tüm dünyanın takip ettiği böylesine büyük bir organizasyona gerek konuşmacı ve gerekse dinleyici olarak katılarak fikirlerin dile getirilip fikir teatisinde bulunulması bu tür organizasyonların amaçları arasında olsa gerek. Su forumuna giderek farklı da olsa fikirlerini dile getirmek ve çözüm üretmeye çalışmak, çözüme katkıda bulunmak, farklı bir faaliyet tertipleyerek sesini duyuramamaktan çok daha faydalı ve çözüm üretmeye yönelik bir tavır olsa gerek diye düşünüyorum.

Prof. Dr. Zekai Şen ise, bilenler bilir kendi üslubuyla, Su Vakfı olarak yaptıkları iklim değişikliği model çalışmalarından bahsederek İstanbul ile alakalı öngörüleri hakkında bilgi verdi. Taşkınların her zaman felaket getirmediğini, bunlardan faydalanılması gerektiğini vurgulayarak Taşkın Yönetiminden bahsetti. 5. Dünya Su Forumuna katkıda bulunacaklarını da sözlerine eklemeyi ihmal etmedi.

İklim değişikliği konusu artık o kadar işlendi ve herkesin ilgi alanı haline geldi ki bu konuda yazıp çizmek ve araştırma yapmak günümüzün en popüler işi haline geldi. Maalesef bir konu popüler bilimin alanına girince de herkes kendinde söz hakkı buluyor. Zekai hoca da bundan yakındı. Günümüzde internetle birlikte bilgi kirliliği de öyle noktalara ulaştı ki doğruluğu kesinleşmemiş her bilgi bilimsel gerçekmiş gibi kitlelere ulaşabiliyor ve işin en kötü yanı ise herkes de buna inanıyor. Maalesef ve maalesef ki iklim değişikliği konusunda da bu bilgi kirliliğini yaşamaktayız. Bize düşen araştırmak ve bilimsel olarak ispatlanmış gerçekler üzerinden konuşmaktır. Gerisi lafügüzaf.

Bu vesileyle Ramazan Bayramınızı tebrik ediyor, sevdikleriniz ve sevenleriniz ile güzel bir bayram geçirmenizi diliyorum.

Sevgi ve saygılarımla,

Kâmil VARINCA

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.