5 Haziran Dünya Çevre Günü Anısına


Bilindiği üzere 5-16 Haziran 1972 tarihinde Stockholm’de toplanan Birleşmiş Milletler Çevre Konferansının anısına her sene 5 Haziran günü BM Dünya Çevre Günü olarak kutlanmaktadır. Her yıl 5 Haziran olduğunda ilgili, ilgisiz herkes gerek kamuoyunun dikkatini bu yöne çekmek, gerek kendi seslerini duyurmak, gerekse de başka amaçlar için bildiriler yayımlar, çeşitli faaliyetler tertipler ve icra ederler. Bildirileri okuyup bu tür faaliyetleri takip ettiğinizde hepsinin bir ortak noktada buluştuğunu görürsünüz. Dünyamız yaşlanmıştır, insanoğlu kendi kuyusunu kendisi kazmaktadır ve ne yazık ki kendi eliyle yapıp ettiklerinin cezasını çekmektedir. Üstelik her geçen gün daha da şiddetlenerek bu cezayı çekmeye devam edecektir.

O an dünyanın sonunun geldiğini ve yaptığınız her şeyin aslında fuzuli olduğunu düşünürsünüz. Dünyanın bu hâle gelmesinde sizin de payınız vardır ve atalarımızdan miras olarak değil, çocuklarımıza birer emanet olarak devraldığımız dünyaya neler yaptığınızı değerlendirirsiniz. Çok karamsar olanlarımız artık bundan sonrası için çok geç olduğunu ve hiç bir şey yapılamayacağını bile düşünebilir. Ama umut olmalı insanda değil mi? Umutsuz yaşanır mı hiç?

Hayat böyle işte. Yapıp ettiklerimiz hep bir şeyleri etkiler. Olumlu veya olumsuz, ama etkiler. Hani Kelebek Etkisi teorisi vardır ya, burada küçük bir kelebeğin kanat çırpışı Amerika’da kasırga olarak etki gösterebilir, diye tıpkı onun gibi fert olarak her birimizin yaptığı en ufak bir fiil bile gerek kendimize, gerek etrafımızdaki insanlara ve gerekse de çevreye etkide bulunmuyor mu?

Hani bir düşünür varmış, yaşlanmış da demiş ki; “bugüne kadar hep dünyayı değiştirmeye çalıştım ama bir adım bile yol gidemedim. Keşke değiştirmeye kendimden başlasaydım. Belki o zaman ailem üzerinde etki uyandırdım. Onlar da etraflarındakiler üzerinde, derken bir zaman sonra çok daha fazla yol kat etmiş olurdum.”

Şimdi durup düşünelim lütfen, 5 Haziran günü yayımlandığımız bildirilerde ilgilileri ve yetkilileri göreve çağırırken, hep o dikkatini çekmeye çabaladığımız, o derin uykusundan uyandırmaya çalıştığımız kamuoyundan biri olarak 6 Haziran günü kendimize, etrafımızdakilere ve çevreye olan davranışlarımızda nasıl bir değişim gerçekleşti? Hakikaten bir değişiklik yaptık mı hayat alışkanlıklarımızda, dünya görüşümüzde? Yoksa göreve çağırdığımız ilgili ve yetkili kişilerin göreve gelip gelmediklerinin çetelesini tutarak bir sonraki senenin Dünya Çevre Gününe hazırlık mı yapmaya başladık?

Ben şahsen bu işlerin bir bütün olduğunu düşünenlerdenim. İnsanın hâl ve hareketleri dünya görüşünün bir yansıması olduğuna göre bir kişi çevreye nasıl davranıyorsa insanlara da öyle davranır diye düşünüyorum. Ya da tam tersi, insanlara nasıl davranıyorsa çevreye de öyle. Ve ne yazık ki kendisine de öyle davranıyordur. Kendisiyle barışık olmayan kişi, diğer insanlarla ve çevreyle nasıl barışık olabilir ki? Kendini sevmeyen biri diğer insanları ve çevreyi nasıl sevebilir ki? Ya da kendini korumayan biri diğer insanları veya çevreyi nasıl koruyabilir?

Kendine saygısı olmayan, başkalarına saygı göstermez, hele çevreye hiç göstermez. İnsan olarak diğerlerine kıymet vermeyen, onların yaşadıkları alanlara, hele hele yaptıklarına ise hiç kıymet vermez. Öyleyse dünyayı değiştirmeye kendimizden başlayalım. Göreceksiniz çok daha kolay olacak. Hiç kimse sizi dinlemese de, kimseyi değiştiremeseniz de zoru başarmış olarak, doğru yolda yıkılmadan ilerleyerek bu dünyadan göçeceksiniz. Amaç da zaten bu değil miydi?

5 Haziran Dünya Çevre Gününü duymayan kalmamıştır, onu biliyorduk da ben şahsen 14 Haziran Dünya Gönüllü Kan Bağışı Gününü bilmiyordum. Muhtemelen 365 günün her biri için bir gün tahsis edilmiştir ama algıda seçicilik mi dersiniz yoksa gündem mi dersiniz Çevre Gününü çok duymama rağmen Kan Bağışı gününü hiç duymamıştım. İşte dünyayı değiştirmek için güzel bir fırsat; bir insanın hayatını kurtarmak. Tanımadığınız, bilmediğiniz belki de sizinle aynı görüşte bile olmayan, belki de hiçbir zaman yan yana bile durmayacağınız birinin hayatını kendi vücudunuzun ürettiği bir sıvı ile kurtarıyorsunuz. Kulağa çok harika geliyor değil mi? Bu nasıl bir dünyadır ki dünyaya gelirken hepimiz aynı şekil, şemail ve ihtiyaçta geliyoruz da ilerleyen zamanlarda birbirimizden kopuyor, düşman bile oluyoruz. Hâlbuki hepimiz aynı fabrikadan çıkmış gibi birbirimizdeniz; kanımız, organlarımız birbirimize nasıl da oluyor, bir diğerimize nasıl hayat veriyor? Sizce de ilginç değil mi tüm bunlar? Bence çok ilginç ve üzerinde düşünülmesi gereken konulardan.

Babamın rahatsızlığı sebebiyle son zamanlarda onunla birlikte bir süre hastanede kaldım. Hastanedeyken insanın düşündükleri de farklılaşıyor. Her gün yeni yeni hastaların geldiğini görüyor üzülüyorsunuz, ama aynı zamanda her gün taburcu olanlarla da birlikte seviniyorsunuz. Ne tür hastalar, hastalıklar görüyorsunuz. Belki de oda arkadaşlarınızdan birinin son nefesine şahit oluyorsunuz. Tüm bunları görünce insan düşünmeden edemiyor; ben ne yapıyorum, doğru yolda mıyım acaba? Herkese hastası olmasa bile hastaneleri ziyaret etmeyi tavsiye ediyorum. Tanımasanız bile bir ziyaretçin gelmesinin ne kadar önemli olduğunu belki tahmin bile edemezsiniz. Belki birilerinin hayata tutunan tek dalı olursunuz. Aynı durum hapishaneler, bakım evleri, huzur evleri gibi yerler için de geçerli. Lütfen insanlara gereken kıymeti verelim, ona göre davranalım.

Bir not da bizden olsun. İstanbul Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü Mezunları olarak bu yıl ikinci kez buluştuk. 4. Uluslararası Geri Dönüşüm, Çevre Teknolojileri ve Atık Yönetimi Fuarı REW İstanbul 2008 kapsamında 22 Haziran 2008 Pazar günü TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezindeydik. Konuşmacı olarak iştirak eden, şimdi Fatih Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü öğretim üyelerinden hocamız Prof. Dr. Mehmet BORAT’a, 2001 yılı mezunlarımızdan Lafarge Çimento İş Sağlığı ve Güvenliği Müdürü Neslihan AKGÜN’e, 1995 yılı mezunlarımızdan Ermetal/Bürosit İş Sağlığı ve Güvenliği Uzmanı Emir ALKAN’a bilgi paylaşımlarından dolayı, buluşmaya katılım sağlayan şimdi emekli olmuş hocalarımızdan Prof. Dr. Hulusi BARLAS’a ve toplantının tertipleyicilerinden hocamız Yrd. Doç. Dr. Serdar AYDIN’a katkılarından dolayı çok teşekkür ediyorum. Biz çok mutlu olduk, memnun ayrıldık. Seneye 3.sünde görüşmek üzere.

Herkese sağlıklı bir hayat, temiz bir çevre ve insana gereken kıymetin verildiği, ona göre davranıldığı yaşanabilir bir dünya diliyorum.

Sevgi ve saygılarımla,

Kâmil VARINCA

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.