Kuş Gribi ve Yitirdiklerimiz


Kuş gribi Türkiye’de can aldı. Sadece Türkiye’de değil dünya’nın muhtelif yerlerinde de can aldı. Aniden geldi, ansızın yakaladı ve acımasızca vurdu. Yapılanlar yetersiz kaldı belki Türkiye’de ve böylece insana verdiğimiz değeri bir daha görme fırsatımız doğdu. Hayvanlar sahipleri tarafından itlaf ekibine verilmek istenmedi, onun yerine kesip yemeyi tercih etti hayvan sahipleri. Verenler ise koruyucu giysi giymiş itlaf ekibinin elindeki çuvallara kendi elleri ile koydu hayvanını. Ekiplerden bazıları itlaf işini vahşete dönüştürdü ve hayvanları canlı canlı yakmaya kalktı. Sonuçta Türkiye’de kuş gribinden insan öldü, milyonlarca hayvan telef oldu ve tavuk sektörü de büyük bir darbe yedi.

Neyse ki bu sefer ki çok fazla yayılmadan engellenebildi. Ama ya geçmiştekiler. Tarihteki en büyük ölümcül grip 1918–1919 yılları arasında İspanyol Nezlesi olarak adlandırılan ve 20 ila 40 milyon insanın hayatını kaybettiği gripti. Onu, 1957–1958 yıllarında meydana gelen Asya gribi izledi. O zamanda yalnızca ABD’de 70 bin kişi hayatını kaybetmişti. Ve 1986–1989 yılları arasındaki Hong Kong gribinde de yine sadece ABD’de 34 bin kişi hayatını kaybetti. İtlaf edilen hayvan sayısı ise dudak uçurtacak derecede.

Peki, insan hayatı bu kadar mı ucuz ki milyonlarca insan bir hastalıktan ölebiliyor? Peki, tüm kurduğumuz medeniyetler insan için değil miydi? Kurmuş olduğumuz bu modern dünya acaba yitirdiğimiz ahlaki değerlere karşılık mı?

Hâlbuki insanlar için değil miydi bu dünya? İnsanoğlunun ferah ve refahı için kurmamış mıydık bu medeniyeti? İnsanlar hastalıktan ölmesin, ömürleri uzasın, rahat ve huzur içinde yaşasın diye değil miydi bunca uğraş? Yine insanlar açlıktan ölecekse, zülüm ve işkence görecekse, yoksulluk ve sefaletle mücadele edecekse bu medeniyetler niye? Neresi medeni? Neresi çağdaş o halde? Ya da çağdaşlık nerede?

Koca koca şehirler yaptık, dolduk taştık ama değerlerimizi yitirdik sanırım. İnsana verdiğimiz kıymeti, ona olan saygı ve sevgimizi yitirdik herhalde. Yanı başımızda insanlar ölürken bunu doğal karşılayabilme yetisi kazandık mesela. Her şey meşrulaştı artık. Hiç çekinmeden, utanmadan, sıkılmadan insanları kırabiliyor, üzebiliyor, yakıcı ve yıkıcı olabiliyoruz artık ve bunu üstelik kişisel gelişim olarak da görebiliyoruz çok rahatlıkla.

En son ne zaman başkalarının sözlerine veya fikirlerine kıymet vermiştik acaba? Unuttuk mu yoksa? O kadar mı uzun zaman oldu? En son ne zaman özür dilemiştik hatalarımız için? Yoksa artık hatasız olduğuna inananlardan mı olduk biz de? Öyle midir sahiden? Sahiden hatasız mıyızdır? Hiç mi eksiğimiz, hiç mi kusurumuz yok acaba?

Şimdi geri dönelim ve tüm yaptıklarımız için özür dileyelim herkesten. İçten ve samimi olarak. Kırdıklarımız, üzdüklerimiz, yıktıklarımız için, ta en gönülden özürler dileyelim. Dileyelim ki insan olduğumuz çıksın ortaya. Dileyelim ki insan olduğumuzu hatırlayalım, unutmayalım. Özür dilerim.

Kâmil VARINCA

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.