Katrina’nın Öğrettikleri


Eylül ayının en önemli gelişmelerinden biri hiç şüphesiz Amerikanın başına gelen Katrina kasırgasıydı. Yüzlerce insanın ölümüne ve binlercesinin de evsiz barksız kalmasına sebep olan Katrina Kasırgası Amerikan yönetimine de milyarlarca dolar zarara mal oldu.

Zaman geçtikçe felaketin boyutları da ortaya çıkmakta. Hızı saatte 300 kilometreye kadar çıkan kasırganın, 1000’e yakın kişinin ölümüne ve 30 milyar dolarlık hasara yol açtığı söyleniyor. Bu hasar tahmini daha da artabilir. Katrina’nın ayrıca Louisiana’dan Florida’ya uzanan bölgede 750 binden fazla hanenin elektriklerinin kesilmesine yol açtığı, bütün bu hanelerin tamamına tekrar elektrik verilebilmesinin ise iki ayı bulabileceği ifade ediliyor. Katrina kasırgası nedeniyle New Orleans kıyı bölgesinde tahminen 40 bin evin su altında kaldığı, bazı yerlerde su yüksekliğinin evlerin ikinci katına kadar çıktığı ifade ediliyor. Şehirdeki su şebekesinde meydana gelen tahribat yüzünden şebeke suyunun kaynatılmadan içilemeyecek durumda olduğuna dikkat çekiliyor.

Yaşanan olaylardan en ilginçleri de sanırım sel suları altında kalan New Orleans’ta tüm uyarılara rağmen evlerini terk etmeyenlerin, elleri kelepçelenerek zorla tahliye edilmesiydi. Güvenlik güçleri, kentte düzenledikleri geniş çaplı bir operasyonla, felaketzedelerin evlerini yağmacılardan korumak için satın aldıkları silahlara da el koymuş. Silahlarını vermemekte direnenler de elleri kelepçelenerek etkisiz hale getirilmiş.

Katrina sadece New Orleans’ı değil hem Amerikan Hükümetini hem de Amerikan ekonomisini sarstı. Bush yönetimi şimdi afete geç müdahale etmek ve ırkçılık yapmakla suçlanıyor. Amerikan hazine bakanı ekonomik büyümenin 0,5 puan düşeceğini öngörmüş. Anlaşılan o ki dünyanın süper gücü tüm dünyaya hükmetme söyleminde bulunsa da tabî afetler karşısında hepimiz gibi insan acziyetini ortaya koymakta.

Aralarında Amerikanın düşman ilan ettiği Küba ve İran da olmak üzere tüm dünya ülkeleri yardım çağrısında bulunmasına rağmen büyük güç Amerika İran’ın yardım teklifini geri çevirmiş. Ancak senelerdir tüm politikalarını eleştirdiği Birleşmiş Milletlerin yardım teklifini ise ister istemez kabul etmek zorunda kalmış. Sanırım Amerikan Hükümetinin tüm bu yardım tekliflerini kabul etmiş olması bile süper gücün içinde olduğu acziyeti, afetin büyüklüğünü ve Bush Yönetiminin ne kadar sıkışmış bir vaziyette olduğunu açıkça göstermektedir. Yardım tekliflerini kabul etmekle hem üzerindeki ‘yardımda gecikti’, ‘yardım etmedi’ baskılarını hafifletmiş hem de zararın maliyetini hafifletmiş olacak.

Bu olay sayesinde demokrasi ve insan hakları bakımından örnek olduğunu iddia eden, örnek olmakla kalmayıp bu demokrasi ve insan haklarını olmayan ülkelere de götürmeyi kendine görev bilmiş bir ülkenin, doğal bir afet karşısında kendi vatandaşlarına gösterdiği insan hakkı, yaşama hakkı ve diğer hak anlayışlarını da bir kez daha yeniden ve tüm netliği ile görme fırsatını bulduk.

Üstelik bu felaketin iklim değişikliği diye bir şeyin olmadığını iddia eden ve iklim değişikliğinin kanıtlarına inanmayıp BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesini ekonomisi için ağır yaptırımlar getireceği ve ekonomik büyümesini engelleyeceği gerekçesi ile imzalamayan Bush yönetimine denk gelmesi de dikkat-i şayan olsa gerek. Bilindiği gibi ABD, BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesini imzalamamış, imzalayıp ekonomik götürülerini azaltma yönünde çaba sarf edeceği yerde İklim Değişikliği diye bir şeyin olmadığını savunma yoluna giderek ekonomik çıkarlarını dünyanın geleceğine tercih etmişti. Oysaki içlerinde Türkiye’nin de bulunduğu ekonomisi ABD’nin ki ile ölçülemeyecek düzeyde olan birçok ülke bu sözleşmeye taraf olmuş ve belli vaatlerin altına girmişti. Bu yükün altına girmenin doğruluğu ve yanlışlığı tartışılır olmakla birlikte burada ABD ile diğer ülkelerin olaya yaklaşımını ortaya koyması açısından bence önemli bir karşılaştırma. Süper güç Amerika artık bu kasırganın da iklim değişikliği ile alakalı olmadığını yakında açıklar da içimize su serper sanırım.

Bu olay ayrıca bizlere daha ilk devirlerden beri var olduğu bilinen ‘doğaya hükmetme’ anlayışından artık tamamen vazgeçilmesi gerektiğini göstermiştir. İnsanoğlu kaydettiği bunca bilimsel ve teknolojik gelişmelere rağmen hâlâ doğaya boyun eğdirebilmiş gözükmemektedir. Artık ‘doğaya boyun eğdirmek’ değil ‘doğayla birlikte yaşamak’ kavramını kafalarımıza kazımamız gerekmektedir. Doğaya boyun eğdirmek için yapmış olduklarımızın sonuçlarının yine bize zarar verdiğini anlamak çok zor olmasa gerek.

Kasırgasız hayatlar ve mutlu günler dilerim,

Kâmil VARINCA

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.